Sen neyi kesiyorsun!
07/10/2011 00:52:00
Ömer Tuğrul İnançer: Mevlâna şekeri var, kebabı var. Garson bağırıyor kes bir Mevlâna pidesi diye. Sen neyi kesiyorsun? Konya pidesi olmuş Mevlâna pidesi. İnsaf yahu!
Tasavvuf dünyasının renkli isimlerinden Ömer Tuğrul İnançer, Kanada Sufi Kültür Merkezi’nde 1 Ekim’de düzenlenen seminerde Mevlâna Celaleddin Rumi’nin Hz. Muhammed’e (SAV) olan aşkını anlattı. Büyük ilgi gören seminerin konukları arasında Türkiye’nin Toronto Başkonsolosu Levent Bilgen ve Etobicoke Lakeshore bölgesi Muhafazakar Parti Milletvekili Bernard Trottier de vardı.
Tuğrul İnançer ile konferanstan bir gün sonra Kanada Türk toplumunun dedesi olarak adlandırılan Dr. Fuad Şahin’in Niagara-on-the- Lake’teki evinde Mevlâna merkezli bir söyleşi yapma imkanı bulduk.
FARUK ARSLAN/CANADATÜRK
Yazar Elif Şafak’ın Mevlâna’yı anlattığı “Aşk” adlı romanı epeydir gündemde ve çok satanlar listesinin en başında duruyor. Siz bu romanı nasıl değerlendiriyorsunuz? Kitap Mevlâna’yı ne kadar anlatıyor?
- Çok satması doğru yazdığına işaret etmiyor. Zamanın modasından istifade ederek, Mevlâna hakkında hiçbir şey bilmeden para kazanmak için kitap yazmış. Adı Mevlâna’yla yanyana bile gelemez. Buna engel olmanın çaresi yok. Onlar üzerinden hiç bilgi edinilmese, Mevlâna’yı tanımasalar daha iyi. Öbür tarafta hesap veremezler.
Mevlâna’yı neden kullanmak istiyorlar?
- Çok büyük olduğu için. Bakın Mevlâna şekeri var, kebabı var. Garson bağırıyor kes bir Mevlâna pidesi diye. Sen neyi kesiyorsun? Konya pidesi olmuş Mevlâna pidesi. İnsaf yahu! Eskiden Konya’da peynir şekeri vardı, şimdi kimse bilmez. Onun da adı olmuş Mevlâna şekeri.
Sufi Kültür Merkezi’ndeki konuşmanızda “herkes nefsi kabahatlerine Mevlâna’yı perdedar ediyor” demekle neyi kastettiniz?
- Nefislerini ön plana çıkartıp kabahatlarını örtmek için özellikle Batı’da kasten yanlış imaj çizerek Mevlâna’yı kullanıyorlar. Doğru tanıtarak bunları engeleyebiliriz. Hayatı ve eserleri hakkında elimizde bir sürü döküman var. Hangi delile ve belgeye dayanarak Mevlâna’yı tersinden gösteriyorsunuz dediğimizde kaynak gösteremeyeceklerdir. İş bize düşüyor.
Konuşmanızda ayrıca Mevlâna’yı peygamberimizden kopartmak isteyenler var dediniz. Bu cümleyi nasıl okumalıyız?
- Mevlâna, Kuran ve peygamber aşığıdır. Onu İslam’dan ayırmak gayretinin amacı Hz. Muhammed’i (SAV) gizlemektir. Mevlâna, alemlerin uğrunda yaratıldığı peygamberimizin yanında bir toz bile değildir. En büyük ve yegane nimet olarak Allah vardır ve Mevlâna’nın gayesi Allah’ın rızasını kazanmaktır. Mevlâna’nın Huda’sının hoşnutluğunu kazanmak Peygamberimizin hoşnutluğunu kazanmaktan geçer. Huda’nın hoşnutluğunu kazanmadan Peygamberimizin rızası kazanılmaz. O tüm alemlere rahmet sebebi olarak gelmiştir. Herşey Allah’ın görülmesi, bilinmesi, ibadet edilmesi için yaratılmıştır. Mevlâna, “bir an ondan ayrı olmak veya yolundan ayrılmayı düşünmek ruhumu depremin yeryüzünü sarstığı gibi sarsar” der. Namaz kılıyor mu kılmıyor mu diyenlere işte kaynak gösteriyorum. Tüm Osmanlı alimleri Mevlâna ile ilgili eserler yazmıştır, bunları toplamaya çalışsak ciltler dolusu eserler çıkar.
Osmanlı’nın son yüzyılında Mason Bektaşiler olduğu gibi Mason Mevleviler de var mıydı?
- Üç taneyi geçmez. Son Osmanlı Şeyhül İslamlarından Musa Kazım masondur. Abdülhakim Çelebi’nin mason olduğu söylenir. Küçük Hüseyin Efendi, Mevlevi değil Nakşi’dir. İttihad ve Terakki Partisi döneminde masonluk moda oldu. Mustafa Reşit Paşa ve şehzade 5. Murat masonluğu kabul etti. Masonlar herkesi kullanmaya çalıştılar. Osmanlı’ya masonluk bir İngiliz bir de Fransız locası üzerinden girdi. Bektaşiliğin kendisi masonlaşmadı ama kişisel olarak mason olan ileri derecede Bektaşiler vardır. Halk sevmediklerine hakaret olarak mason dedi. Ürgüplü Hayri Efendi ve daha sonra Gümrük Bakanlığı yapan, Yüce Divan’da yargılanıp aklanan oğlu Suat Hayri bunlardandır, ikisi de mason değildir.
Masonlar şimdi de etkili mi?
- Masonluk artık gizli bir örgütlenme olmaktan çıktı. Arşivleri açık, kimin mason olup olmadığını biliyoruz. Herkesi kullanır idiler, şimdi bitti. Kadınları masonluğa aldılar, işin cılkı çıktı, masonluk bozuldu. Yalan mı? (Gülüşmeler)
Osmanlı padişahlarının hemen hepsinin bir tarikat mensubu olduğu iddia ediliyor..
- Külliyen yalan. Hiçbir Osmanlı padişahı tarikat mensubu olmamıştır. Birinci nedeni, tarikatta şeyhe tam teslimiyet esası vardır. Bir padişah bunu yapamaz. İkincisi Yavuz Sultan Selim’den itibaren Osmanlı padişahları aynı zamanda İslam halifesidir. Tüm İslam alemine ve tebasına tarafsız yaklaşması gereken padişah bir tarikata üye olup onu üstün tutamaz.
Ama II. Beyazıt Mevleviliği, Nakşiliği ve Bektaşiliği Osmanlı’da ana kollar haline getirdi ve tarikatları imparatorluk düzenine uyarladı...
- Tarikatların sözlü kültürü vardır, öyle kalmalıydı, iş ehil olana verilirdi. 2. Beyazıt’ın davetiyle Balım Sultan Bektaşiliğe sistem getirdi ve yazılı erkan yazdı. Ordumuzun bel kemiği, ana tarikatını baltaladı, tarikat olmaktan çıkartıp mezhebe dönüştürdü. Tarikat yozlaştı, zamanla namaz kılınmaz hale geldi. Oysa Göztepe’de Bektaşi Şeyhi Hüseyin Hilmi Dede, Eyüp’te Bektaşi Hafız Baba beş vakit namaz kılardı. Bugünküler kılmıyorlar. Bu arada Gül Baba Ahidir, Bektaşi değil, yanına Cem Evi yapılan Karacaahmet ise Alevi değil Horasan Eridir.
Peki bugün Tasavvuf ve Sufizm modernite ile uyuşuyor mu?
- Moderniteyi kabul etmiyorum. Eskiden insanlar daha mutlu ve huzurlu yaşıyordu. Bu devir menfaatperestlik dönemidir. Az beden gücü ile işler kolay yapılıyor, o kadar.



Yorum gönder