Gezen insandan zarar gelmez
Osmanlı zamanında üç kıtaya gitmişiz, oraları kendimize bağlamışız ama pek gezmemişiz. Mesela Osmanlı ilk Büyükelçisi’ni Paris’e atamıştır. Atanan Büyükelçi ben ne kusur işledim ki beni Paris’e gönderiyorsunuz diyerek gitmek istememiş. Allah’tan Evliya Çelebi var bize örnek olacak. Gezmeye alışmamışız. Şimdi yeni yeni açılıyoruz. Prof. Dr. Orhan Kural
Bir koltuğa onlarca karpuz sığdıran bir kişi Orhan Kural. İTÜ Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı, Türkiye Gezginler Kulübü Kurucu Başkanı, Benin Cumhuriyeti Fahri Başkonsolosu, Bağımlılığa ve Sigaraya Hayır Derneği Başkanı, İTÜ Basın Yayın Kulübü Danışmanı, Yeşilay Derneği Eğitmeni, Fahri Trafik Müfettişi, Roman Dernekleri Federasyonu Üyesi. Ayrıca yıllardır pek çok televizyon ve radyo kanalında çok sayıda programa imza atan, yine birçok gazetede yazılar yazan bir isim. Bugüne kadar 216 ülke gezdi ve gezip gördüğü yerleri çok sayıda kitapta topladı. Ayrıca değişik alanlarda yazılmış kitapları bulunuyor. Türkiye içinde ve gittiği ülkelerde 4 bine yakın konferans verdi.
Günümüzün Evliya Çelebisi Orhan Kural’ın yolu, kısa bir süre önce 4. kez Kanada’ya düştü. Kural, Kanada gezisi kapsamında Nil Akademi’de öğrencilere çevreye duyarlılık, sağlıklı yaşam ve beslenme konularında iki ayrı konferans verdi. Kendisi ile bu konferanslar sırasında söyleşi yapma imkanı bulduk.
HASAN YILMAZ/CANADATÜRK
Öncelikle Orhan Kural kimdir biraz bahseder misiniz?
- 1950 yılında İstanbul’da doğdum. Kadıköy Anadolu Lisesi’ni bitirdikten sonra İTÜ Maden Fakültesi’ne girdim. Orayı birincilikle bitirdim ve ABD Columbia Üniversitesi’nden burs kazandım. Orda Yüksek Lisans yaptım. Türkiye’ye döndükten sonra İTÜ’de çalışmaya başladım. Şu anda İTÜ Maden Mühendisliği bölüm başkanıyım.
Akademisyen kimliğinizden daha çok gezgin kimliğinizle tanınıyorsunuz. Bugüne kadar kaç ülkeye gittiniz?
- Türkiye Gezginler Kulübü kurucusuyum. Toplam 216 ülkeye gittim. Dünyada benden fazla gezen vardır ama Türkiye rekoru bende. Pasifik’teki küçük adalar hariç Asya kıtasında Kuzey Kore dahil hemen hemen tüm ülkelere gittim. Afrika’da bulunan 54 ülkeden sadece 2 ülke kaldı gitmediğim. Bunlar Angola ve São Tomé and Príncipe. Angola’ya biletimi aldım gidiyorum. São Tomé and Príncipe’ye de Angola’dan gitmeye çalışacağız. Portekiz sömürgesi küçük bir ada.
Kanada’ya kaçıncı gelişiniz?
- Kanada’ya bundan önce 3 defa geldim. Hiçbiri konferans amaçlı değildi. Bu seferki 13 günlük Kanada turu. Türkiye Gezginler Kulübü’nün üyesi 7 öğretmen arkadaşla geziyoruz.
Bundan sonra Kazakistan, Alaska üzerinden Berin Boğazı’nı aşarak Rusya, Angola, Azor Adaları ve Avustralya, ardından da Yeni Kaledonya ve Arnavutluk’a gideceğim. Bu ülkelerde konferanslar vereceğim.
Gezme merakınız ne zaman başladı?
- Annemin anlattığına göre henüz ilkokul öğrencisi iken “Bu yaşıma geldim henüz Avrupa’yı doğru dürüst görmedim” demişim. O zamanlar ailemle birlikte arabamızla Avrupa’ya giderdik. Her sene böyle bir ay gezerdik.
Gezen insandan zarar gelmez, gezdikçe hayat tecrübesi artar. Ben gezmeyen insanlara acıyorum. Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde öğrenciler okullarından bir sene izin alıp dünyayı geziyorlar. Bu kayıp değil kazanç oluyor. Bizimkiler ise pijamalar üstlerinde, ağızlarında sigara futbol maçı izliyorlar, kahvehanelere gidip zaman öldürüyorlar. Zaman çok kıymetli, nasıl öldürürsün. Ben bunun için Türkiye Gezginler Kulübü’nü kurdum. Osmanlı zamanında üç kıtaya gitmişiz, oraları kendimize bağlamışız ama pek gezmemişiz. Mesela Osmanlı ilk Büyükelçisi’ni Paris’e atamıştır. Atanan Büyükelçi ben ne kusur işledim ki beni Paris’e gönderiyorsunuz diyerek gitmek istememiş. Allah’tan Evliya Çelebi var bize örnek olacak. Gezmeye alışmamışız. Şimdi yeni yeni açılıyoruz.
Gittiğiniz ülkeler arasında size en fazla etkileyen ülke hangisi?
- Bhutan. Himalayalarda küçük bir ülke. Bhutan Kralı ile iyi dostuz. Biraz da benim etkimle herhalde dünyada sigarayı yasaklayan ilk ülke. Komşu ülke Nepal ağaçları keserken Kral kendi ülkesindeki bütün ağaçları koruma altına aldı. Memurlara geleneksel kıyafetler giydiriyor. Fazla tüketim istemiyorum diyor, fazla kazanmayın diyor. Fazla turist de istemiyor. Her yıl sınırlı sayıda turiste müsade ediyor, fazlası ülkeyi bozar diyor. Sinderalla’nın ülkesi gibi. Diğer yerlerdeki gibi çirkin alışveriş merkezleri yok.
AVM’lere karşı mısınız?
- Tabii ki. Zaten buralara az oksijen veriyorlar ki insanlar aptallaşsın ve daha fazla alışveriş yapsın. İstanbul onlarla doldu ve onlardan nefret ediyorum. Hepsi birbirine benziyor zaten.
Başka nelere karşısınız?
- Avcılara karşıyım. Geçtiğimiz ay balinaların öldürülmelerini protesto etmek için Faroe Adaları’na gittim.
Profesyonel futbola karşıyım. General Franco 44 yıl İspanya’yı yönetti. Nasıl yönettiniz diye sorulduğunda 55 bin kişilik üç tane beşik yaptırdım demişti. Ben de halkımın futbolla uyutulmasına karşıyım. Futbol oynasınlar ama salak salak oturup izlemesinler. Bir de onlara hayranlar, metroları yakıyorlar, havaya ateş ediyorlar.
Sigaraya ve sigara içen doktorlara karşıyım.
Yemeğini tabağında bırakanlara karşıyım. İsraf çok kötü bir şey.
McDonald’s gibi yerlere karşıyım. Yemek kültürünü mahvettiler. İnsanları şişmanlatıyorlar. Bunları gittiğim her yerde söylüyorum diye McDonald’s beni mahkemeye verdi.
Özellikle sigaraya karşı büyük bir mücadele verdiğinizi biliyoruz. Neler yaptınız?
- Sigarayı Türkiye’de yasaklatan benim. Başbakanla güzel bir çalışma yaptık. Belki de Kanada’nınkinden daha çağdaş bir sigara yasası çıktı Türkiye’de. Bunun için dört yıl uğraştım. Oy kaybederiz korkusuyla partinin baskısı sonucu Tayyip Bey bir ara vazgeçmişti. Arkadaşım olan Adil Gür’ün AG şirketine bir araştırma yaptırdım ve götürüp Tayyip Bey’in önüne koydum.
“Bakın, Türkiye’nin yüzde 83’ü yanınızda olacak, hayatta yaptığınız en güzel iş olacak, bana güvenin, yasayı çıkartın” dedim. Kimse kahvelerde, lokantalarda içemiyor artık. Eskiden gidip, ne olur sigara içmeyin dediğimizde size dışarıya atarlardı. Şimdi polis çağırınca biz haklı oluyoruz, çünkü yasa var.
Çevreye karşı duyarlılık, sigarayla mücadele ve diğerleri. Aktivist olmaya ne zaman karar verdiniz?
- Bir aralar İstanbul ağırlıklı olarak kömürden dolayı hava kirliliği vardı. Kömürler vergisiz bir şekilde kamyonlara yüklenerek sokaklara dökülüyor ve yarısı kül yarısı su bir şekilde kapıcılarla ya da yöneticilerle anlaşılarak insanlara satılıyordu. Tabii ki su uzaklaştırılmadan kömür yanmaz. Bu olurken patlamalar oluyordu ve kömürün içindeki küller ve isler İstanbul’a yayılıyordu. Bununla mücadeleye başladım. Hergün basında bunu anlattım. Mücadelemin sonunda İstanbul’a o şekide kömürün sokulmasını engelleyen karar çıkarttırdım. Bugün kömürden dolayı hava kirliliği olmuyorsa bu benim başarımdır.
Bir şeylere karşı mücadele ettiğinize göre başınıza kötü olaylar da gelmiştir sanırım.
- 1997 yılında Taksim’de saldırıya uğramıştım. Uyuştucu ve alkol kullanan gençler vardı. Ben oların karşısına çıktım ve saldırdılar. Kömürle mücadelem sırasında aracıma bomba koyuldu. McDonald’s ve Philip Morris gibi firmalar ve bazı kişiler hakkımda davalar açtı.
Konferansınızda sanatçıları da isim vererek eleştirdiniz. Kimle ne gibi sorunlarınız oldu?
- Sezen Aksu ile oldu. Akıllı bir kadın. Cevap vermiyor, verse biliyor ki haklı çıkacağım. Teomanla oldu. Beni mahkemeye verdi, ben de verdim. Davayı ben kazandım. Kadir İnanır ile halâ devam eden bir davamız var. Yüzüme sigara püskürttü. Çok saygısız bir insan. Eğer kazanırsam 6 ay hapis yatacak. Geçenlerde Kartal Tutukevi’ne gittim. Oradaki mahkumlara, “mahkeme lehime sonuçlanırsa Kadir İnanır sizinle beraber olabilir”, dedim. Çok sevindiler, dört gözle bekliyorlar. Hülya Avşar ile atıştık ama dava olmadı, özür diledi. Ajda Pekkan ile sorunumuz var. Her zaman hayvansever olduğunu söylüyor. Ben ise, her yerde kürk giyinen bir kadın hayvansever olamaz diyorum. Geçenlerde ona karşı bir eylem yaptım. Hayvanları kullanarak para kazananlar var. Yonca Evcimik ve Ajda Pekkan yapıyor bunu. Konserler veriyorlar, o paraların nereye gittiği belli değil. Dışarıdan para geliyor, hayvanlara bir kuruş yok.
Üniversitedeki göreviniz ve gezileriniz harici bu kadar işle uğraşmak yormuyor mu sizi?
- Yoruyor tabii ki. Bazen ümitsizliğe kapıldığım da oluyor. “Niye uğraşıyorum” diye kendi kendime soruyorum. Ancak mücadele sonrası alınan neticeleri ve sizin de şahit olduğunuz gibi konferanslar sonrası öğrencilerin ilgisini gördükçe doğru işler yaptığıma tekrardan inanıyorum.



657'ye bir şekilde bağlı. Yıllık izin de 30 gün olduğuna göre.30 güne bu kadar geziyi konferansı nasıl
sığdırıyor?
Yorum gönder