Anasayfa | YAZARLAR | PINAR ŞENKAYA | Yöreselden küresele

Yöreselden küresele

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font

Hafta sonu kızlarla yollara düşüyoruz. Belli bir hedefimiz yok. 401 üzerinden doğuya doğru gidiyoruz. Yaklaşık 200 km boyunca yol üzerinde gördüğümüz köy ve kasabalara uğruyoruz. Bu yerleşim yerlerini ve  bu yerlerin kendilerine özgü farklı yanlarını görmek istiyoruz. Ancak buralarda öyle elle tutulur bir farklı yan görmek adeta imkansız. İnsanlarının şehirlilere göre biraz daha köylü duruşu ve farm market denilen yerler olmasa farkı farketmek imkansız.Bir de antik ve eski eşyaların satıldığı flea marketler var. Bu marketlerde Goodwill  tarzı mağazalarda bulamayabileceğiniz antika türünde Kuzey Amerika’nın geçmiş kültürünü yansıtan eşyalar bulma şansınız daha fazla. Bu antikaların harici satılan her şey çöpten ibaret. Ama başkasının eskisi bir başkasına yeni görünür misali alıcıları yok değil.
Farm marketleri de anlamış değilim. Buralarda satılan sebze ya da meyvelerin fiyatı marketlerin neredeyse iki katı. Çoğu farm market, sebze ve meyveyi diğer marketler gibi toptancıdan alıp satıyor. Bu yüzden benim için cazibeleri sıfır.
Port Hope civarında küçük bir kasabaya girdiğimizde oldukça acıkmıştık. Nerede ne yeriz diye etrafa bakınırken kızlardan birisi, buranın yöresel bir yemeği varsa ondan yiyelim diye bir fikir ortaya attı.
Yöresel yemek mi? Hem de kendine ait bir mutfağı olmayan, yarıya pişmiş dana bifteğini milli yemek olarak tanıtan Kanada’da.
Sağ dönüyoruz Pizza Pizza, sola dönüyoruz McDonald’s, önümüzde Tim Hortons, arkamızda Harvey’s...
Bunlar Kanada’nın hatta tüm Kuzey Amerika’nın küresel yemekleri.
Yöresel adına Quebec’in peyniri, Alberta’nın sığır eti meşhurmuş. İkisinin üzerine bir de maple şurubu da ekledik mi tamamdır. Geriye kalanlar küresel.  
Halbu ki Türkiye böyle mi...
Bırakın yöreden yöreye, şehirden şehire, hatta ilçeden ilçeye ve köyden köye yemek kültürü değişir. Her yörenin kendine ait meşhur bir yemeği mutlaka vardır. Hatay’a giden künefe, Erzurum’a giden cağ kebabı, Mersin’e giden tantuni, cezerye, ciğer kebabı, Bolu’ya giden orman kebabı, Gaziantep’e giden baklava, Yozgat’a giden testi kebabı, Trabzon’a giden Vakfıkebir ekmeği, Akçaabat köftesi, mısır ekmeği, muhlama ve hamsi tava, Artvin’e giden Laz böreği, Bursa’ya giden iskender ve İnegöl köfte, Urfa’ya giden çiğköfte, Konya’ya giden etli ekmek, Kayseri’ye giden mantı, pastırma ve sucuk, Kars’a giden kaşar, İzmit’e giden Kandıra yoğurdu ve pişmaniye, Kahramanmaraş’a giden dondurma, Afyonkarahisar’a giden kaymak, Balıkesir’e giden tirit, Çorum’a giden leblebi, Bingöl’e giden dut pekmezi, Van’a giden otlu peynir yemeden döner mi?
Yörelerine, yörelerinin yemeklerine kurban olduğum memleketim. Kanada gibi doğusu ile batısı, kuzeyi ile güneyi birbirine tıpatıp benzeyen, yöresel farklar ve tadların yok denecek kadar az olduğu bir ülkeyi gördükten sonra senin kıymetini daha iyi anlar olduk.
Pizza ya da hamburgere talim etmektense bir marketten salatalık, karpuz ve beyaz peynir alıp yemek daha mantıklı geldi. Karpuzu ve salatalığı bulduk bulmasına da aradık taradık ama  beyaz peynir bulamadık. Yaşanılan yerde Türk ve Yunanlı gibi Balkan coğrafyasından yaşayanlar yoksa beyaz peynir bile hayal.
Hadi şimdi söyleyin bakalım; Montreal, Toronto, Hamilton, Calgary, Vancouver, Edmonton, Ottawa ve Halifax’ta yöresel olarak ne yenir? Cevabın içinde hamburger, pizza ve donut olmasın lütfen.

Tomara tavası

Köydeki dayımlara gittiğimde yengem dere kenarlarından topladığı tomara, bazen de tamara denen bir bitkiden yemek yapardı.
Geniş yapraklı, pazı gibi sapı olan bir  bitkiydi bu.
Kendiliğinden bol bol yetişen bu bitkinin saplarını yapraklarından ayırır, sonra da kısa kısa doğrardı. Tomarayı haşladıktan sonra mısır ununa bandırır, ince ince yayarak bir tavada kızartırdı. Her iki yüzü kızarttıktan sonra üzerine yumurta kırardı.
O kadar lezzetli olurdu ki bu yaşıma geldim hâlâ o lezzeti unutabilmiş değilim. Kızlarla yapmış olduğum gezi esnasında ne zaman dere kenarına gelsek gözlerim tomara aradı. Ancak Kanada’da, en azından Ontario’da bu bitki yok ki göremedim. Türkiye’de Trabzon dışında bir başka şehirde var mı ondan da emin değilim. Hatta, Trabzon’da şehir merkezinde yaşayanların da bu bitkiden ve ondan yapılan yemekten haberdar olduklarını sanmıyorum. Bu yüzden ona yöresel yemek demek doğru olmaz. İşte Türkiye’de tomara tavası gibi, belki de binlerce yemek türü var ki sadece çok az sayıda kişi tarafından biliniyor. Bu da Türkiye’nin bir başka güzelliği olsa gerek...

Yorum beslemesine abone olun Yorumlar (0 gönderilen)

toplam: | gösteriliyor:

Yorum gönder

Lütfen resimde gördüğünüz kodu girin:

Captcha
  • Arkadaşına gönder Arkadaşına gönder
  • Sayfayı yazdır Sayfayı yazdır
  • Düz metin Düz metin

Tagged as:

Bu yazı için etiket yok

Bu yazıyı oyla

0