Bayram böyle mi kutlanır!
Bayram sevinç ve mutluluk demektir. Bir araya gelerek sevinci ve mutluluğu paylaşmak demektir.
Ancak Kanada’da bayram deyince bazılarının aklına kavga, hırgür, ayrımcılık geliyor. Hâl böyle olunca da büyük bir kesime bayram zehir oluyor.
Bunun örneklerini her yıl Cumhuriyet Bayramlarında görüyor, yaşıyoruz. Birileri kendince Cumhuriyet Bayramını kutlarken diğerlerini Cumhuriyet, Atatürk ve laiklik düşmanı ilan ediyor ve bu değerler üzerinden dövmeye çalışıyor.
Bu yıl 23 Nisan da bu anlayışa kurban edildi.
21 Nisan Perşembe günü Ontario Parlamentosu’nda 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla bir resepsiyon düzenlendi. Resepsiyonun organizasyonunu Türk Kültür ve Folklor Derneği, ev sahipliğini ise Parlamento adına Milletvekili Tony Ruprecht yaptı. Ruprecht’in davetli listesinde Nil Akademi de vardı. Ancak Folklor Derneği, Nil Akademi’nin resepsiyona katılmasını istemedi. Nil Akademi yönetimi ise davetin Ruprecht’ten geldiğini ve çocuk bayramı dolayısyla düzenlenen bir programda öğrencilerin hazır bulunmasının faydalı olacağını belirterek 20 kadar öğrenciyle Parlamento’ya gitti. Derneğin tutumunu bildiklerinden tatsızlık çıkmasın diye girişte içeriye buyur edilmeyi beklediler. Davetliler arasında bulunan Başkonsolos Levent Bilgen Parlamentoya gelince gelişmeler kendisine aktarıldı. Taraflarla kısa bir görüşme yapan Bilgen sinirli bir şekilde resepsiyona katılmadan Parlamentoyu terk etti. Ardından Nil Akademi yöneticileri ve öğrencileri ayrıldı.
Geriye kalanlar ise Atatürk’ün çocuklara armağanı olduğunu söyledikleri bayramın ne kadar önemli olduğunu, çocukları uzaklaştırdıktan sonra Kanadalı dostlarına anlatmaya çalıştılar.
Bu çocuklara neden kapıdan geri döndürüldükleri uygun bir yöntem bulunamadığından anlatılamadı. Halbu ki 23 Nisan için yeni şarkılar öğrenmiş, şiirler ezberlemiş ve folklor gösterileri için hazırlanmışlardı. Ancak, egolarına ve ideolojilerine yenik düşenler tarafından istenmediler. Halbuki bayram çocuk bayramı, onların bayramı. Mızıkçı çocuklar gibi davranan sözde büyüklerin değil.
Ofisinde görüştüğümüz Başkonsolos Levent Bilgen’den yaşanan krizin detayları hakkında bilgi aldık. Günler öncesinden başlayan ve resepsiyon saatinde krize dönüşen gelişmeleri, kendisini ilgilendiren yönüyle detaylı bir şekilde anlattı. Ancak, bu bilgiler “off the record” yani yazılmamak kaydıyla verildiği için sizlerle paylaşmayacağız.
Bilgen, ekim ayında New York Başkonsolosu olarak göreve başlayacak. Yani, 6 ay daha bizimle beraber olacak. Toronto Başkonsolosu olarak göreve başladığı 1 Ekim 2009 tarihinden beri derneklerin düzenlediği hemen hemen her türlü etkinliğe katıldı. Ancak son 23 Nisan krizi sonrası onu etkinliklerde daha az göreceğiz desek yanlış olmaz.
Aslında 23 Nisan krizi resepsiyonla sınırlı kalmadı.
Türk Kültür ve Folklor Derneği 23 Nisan Cumartesi günü halka açık düzenlenen kutlama programına destek vermedikleri gerekçesiyle bazı dernekler aleyhine kampanya yürüttü. Bu dernekler ise daha önceki yıllarda 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını’nı ortaklaşa kutlamak için oluşturdukları 23 Nisan Komitesi’nin bu yıl devre dışı bırakıldığını ve adı geçen derneğin etkinliğe kendi adını verdiğini belirterek, Türk Kültür ve Folklor Derneği’ni kınadılar.
İki krizde de başrolde aynı dernek bulunuyor. Birinde “katılamazsınız” diyor, ikincisinde “neden katılmadınız”. Anlayan beri gelsin.
Böyle yapılacaksa bundan böyle bayram falan kutlanmasın bu ülkede. Kutlanacaksa da sadece devletin resmi temsilcilikleri tarafından kutlansın.
Besle, kullan, yok et
Halit Angıner’in bu sayıdaki gezi notlarında Meksika’da izlediği boğa güreşleri var. Yazıda boğaların dövüşler için nasıl hazırlandıkları şöyle anlatılıyor: “Boğalar bebekliklerinden itibaren serbest bırakıldıkları kırlarda büyüyüp, serpiliyorlar. Zamanı gelince atlı kovboylar onları uzun sırıklarla kovalayarak rahatsız ediyorlar. Kovboylara karşı koyan asi, kavgacı, saldırgan boğalar seçilerek sürüden ayrılıyor. Diğerleri, yani direnmeyip kuzu gibi hemen boyun eğenler ise, doğru kesimhaneye gönderiliyorlarmış. Sonrasında seçilen asi boğalar her istediklerini yapmakta özgür bırakılıyor ve gayet iyi şekilde besleniyorlarmış. ...festival zamanları yaklaşınca özel diyetle kilo almaları sağlanıyormuş...”
Böyle yetişen bir boğa arenaya çıkartılıyor. Önce torerolar onu kızdırıyor, her yanını şişliyorlar, sonra sahneye matador çıkıyor. Boğa belki bu esnada bazı kişileri yaralayabiliyor ancak sonu hep ölüm oluyor.
Süper Güç’ün uyguladığı yöntem de boğalara yapılan yöntemle paralel. Önce birilerini gözüne kestiriyor, sonra onu test ediyor. Uzunca bir süre besledikten sonra kendi çıkarları için arenaya sürüyor. Misyon tamamlanınca da kendi elleriyle beslediği kişiyi yok ediyor. Dün Saddam’a aynısı yapıldı, şimdi ise Üsame Bin Ladin’e.



Yorum gönder