Anasayfa | YAZARLAR | FARUK ARSLAN | Cemaatçi paradigmanın yükselişi!

Cemaatçi paradigmanın yükselişi!

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font

Cemaatçi paradigmanın savunucusu sosyolog Amitai Etzioni, ‘iyi bir toplumun’ bir cemaatler federasyonu olduğunu ileri sürer. Değişik kültürler, dinler, diller ve değerler, sağlıklı bütüncül toplumu oluşturur. Osmanlı İmparatorluğu, milletler sistemiyle cemaatler federasyonu modelini asırlarca başarıyla uyguladı. Bugün bu modele en yakın ülkeler ABD, Avusturalya ve Kanada. 2006 nüfus sayım sonuçlarına göre Kanada’da 400 millet, 200’ü aşkın dili serbestçe konuşuyor. Her dil, din ve kültür, cemaatler federasyonunda özgürce yaşıyor.
Kanada’nın Osmanlı’dan tek farkı demokrasi modelidir.  Osmanlı, vergi ödenmesi, yönetime ve yasalara sadakat dışında vatandaşlarından başka bir şey dilemedi. Modern toplumda ise, herkes yasalar karşısında eşittir, oy kullanarak karar verme, yönetme ve denetleme sürecine katılır. Demokrasinin yasal çerçevesini anayasa belirler. Demokrasini geliştiren toplumlar ihtiyaca göre yasalarını yeniler. Sivil toplum geliştikçe merkezi yönetim yerini daha esnek ve duyarlı olan, gönüllü haraket eden, yerel birimlerle çalışan, kuvvetler ayrılığını benimsemiş bir yönetim tarzına bırakır. Toplumun devleti vardır, devletin toplumu olmaz.  Halk ne kadar eğitimli ve erdemli ise, kendine layık olan yöneticileri seçer.
Sivil toplum sayesinde farklılıkların birlikteliği kurulur ve barış içinde yaşayan huzurlu toplum oluşur. Eğer resmi toplum tek model vatandaşlık dayatırsa, merkezi despot bürokrasi diktatörleşir ve bireyi yutar. Çoğulculuk yok olursa demokrasi de ölür. Birey ile devlet arasında sivil, gönüllü ve özerk sosyal örgütlenmeler oluşmazsa, uzlaşma atmosferi zehirlenir. Sosyologlar, zamanın çıldırtıcı hızıyla yarışan modernitenin yıpratıcı çarkları arasında ufalanmış topluma manevi, ahlaki ve insani bir kimlik kazandırılmazsa, Batı medeniyetinin çökeceğinden bahsediyor. Bunun için tek reçete, ‘cemaatler cemaati’dir. Çünkü modern toplumun merkeziyetçi ve aşırı milliyetçi karakteri artık kırılıyor. Yükselen lokal milliyetçilik, global hegemonik gücü ret, lokal cemaatleri tercih eğiliminde. Birlikte yaşam kültürünün çatışmaması için ‘Yakoben ulus devlet’ geri çekiliyor, küçülüyor. Cemaatler federasyonu ile fikir birliğine varmak istiyor. Üst kimliğe evet ama alt kimliklere de yaşam alanı bırakılmak zorunda!
Türkiye’de iflas eden azınlığın ulus devlet projesi, çoğunluğun çoğulcu demokrasi talebi karşısında kabuk değiştiriyor. Cemaatlerin otoriter yapısı, birey özgürlüğünü kısıtlama geleneği ve oluşturdukları varsayılan mahalle baskısı, Cumhuriyetçi elitlerde tehdit olarak algılanıyor. Moderniteye her cemaatin eşit oranda uyum sağladığı söylenemez! Bu nedenle paralel toplumda gettolaşma, çatışma riski taşıyor. Dışlanan, horlanan muhafazakâr çevrenin merkeze kayması, statükocu bürokratlara yaslanarak devlet üzerinden servet edinmiş laik zengin eliti tedirgin ediyor. Etkinliğini ve kontrol gücünü yitiren ‘Beyaz Türkler’, dinsel cemaatlerin olmayan sosyal demokrasinin işlevini yüklenmesine hazırlıksız yakalandı. Cemaatler devletleşirse, bu sivil topluma vurulan en büyük darbe olur! Çünkü kirlenir ve güven kaybına uğrar. Ne yazık ki, örgütlenemeyen ve çağdaş bir sosyal yardımlaşma sistemi geliştiremeyen sol veya sosyal demokratlar, şaşkın ve bitkin! Totaliter laikliğe, ahlaki temel oturtamıyorlar. Zira laikliği devletin tarafsızlığı yerine baskı gücü olarak algılıyorlar.
1930’ları halen ‘Altın Çağ’ olarak gören kibirli Cumhuriyetçiler, içinde farklılıkları barındırmayan antidemokratik ulusalcılığın tükendiğini kabullenemiyor. Maalesef, din, mezhep, ırk ve kültüre dayalı siyaset, ayrımcılığı körükledi ve İslam’ın siyasallaştırılması yanlışına düşüldü. Irkçı partiler cemaatleşti, fanatikleşti ve çağdaş demokrasi gelişemedi. Başkasını olduğu gibi kabul etmeden ötekileştirme sona eremez. Kendi halkını iç düşman gören köhne zihniyet bugün Silivri Cezaevinde zillet çekiyor.
Herkesi benzeştiren otoriter merkezi yönetim anlayışı çöktü. Çünkü insan fıtratına aykırıydı. Çoğulcu demokrasiye geçilmeden Cumhuriyet’in değerlerinin korunması mümkün değildir. Korku, nefret, kamplaştırma ve psikolojik savaş üzerinden toplumun yönetilmesi sosyal medyanın geliştiği günümüzde imkansızdır. Dini cemaatler, önemli ve etkin birer sivil toplum yapılanması olarak yaşam alanı bulduysa, bunun nedeni kentselleşen ve endüstrileşen ferdin dünyevi ve uhrevi ihtiyaçlarıdır. Tarihi, dini ve kültürel şuur altımızda yaşayanların yok sayılması ile yok olamayacakları ortada! Zaten yasaklıları severiz biz.
Cemaatçi paradigma, hem dünyada hem ahirette mutluluğu, eşitliği ve adaleti sağlayabilecek İslam içinde benimsenen yüksek bir demokrasi isterken, faşizmi özleyen yaşlanmış Cumhuriyetçiler, gerici taleplerle yobazlık sergiliyor. Kanadalı sosyolog Richard Robbins, 20. yüzyılda ulus devletin aşırı ırkçı politikaları yüzünden 170 milyon insanın öldürüldüğünü ispatlıyor. Gerçek bölücülük ve yıkıcılığı, hep aşırı ırkçı, azınlık Yakobenler yapmıştır. İnsanı merkez almayan her sistem yok olur.
Türkiye modernleştikce ve demokrasisini geliştirdikce cemaatçi paradigmanın önlenemez biçimde yükselmesi sosyolojik realitedir.  Geçmişte Ahiler örgütlenmesi de, bugünün bazı özgüveni yüksek, insana değer veren, devletten bağımsız dinsel cemaatleri gibi güveni kurumsallaştırarak Osmanlı devletinin kurulmasına önayak olmuştu. Tarihi mirasımızla kavga edenler kaybetmeye mahkûmdur. Cemaatler federasyonu gericilik değil toplumsal barış için zorunluluktur.

Yorum beslemesine abone olun Yorumlar (0 gönderilen)

toplam: | gösteriliyor:

Yorum gönder

Lütfen resimde gördüğünüz kodu girin:

Captcha
  • Arkadaşına gönder Arkadaşına gönder
  • Sayfayı yazdır Sayfayı yazdır
  • Düz metin Düz metin

Tagged as:

Bu yazı için etiket yok

Bu yazıyı oyla

2.60