Ermeni kızımıza söyledim, Kürt gelinimiz anlasın!
Kafamdaki şu soruya net bir cevap bulamıyorum: Her millet ve her farklı dil konuşan toplum bir devlet kurabilir mi, kurması gerekir mi? Geçmişte devlet kurma tecrübeleri zayıf Kürtler ve Ermeniler, bağımsız bir devlet idealini sürekli ertelemek zorunda kalanlardan(dı). Ermeniler, 1991’de Ermenistan ile bu hayaline ölü bir doğumla kavuştu.
Kürdistan’ın doğumu gecikiyor, çünkü gebelik süreci açısından anomoliler ile dolu bir hamilelik dönemi geçirmekte. Dolayısıyla doğacak bebeğin sakat doğması ve velisinin, tabii komşusunun da başına bela olması kaçınılmaz! Kürdistan’ın doğumunda başhemşire Irak’tan kaçmak zorunda kalan ABD, ebeler, yani finansörleri, akıl hocaları İsrail ve Almanya ise, çocuk sakat değil ölü doğacak demektir. Neyse, biz Kürtleri kendi kaderleriyle başbaşa bırakalım ve vicdanlarıyla hesaplaşmaya çağıralım. PKK’nın sürdürdüğü anlamsız vahşetin arkasındaki çok uluslu istihbarat örgütlerinin Ortadoğu hedefleriyle Kürtlerin haklarının örtüşüp örtüşmediğini, sağduyulu Kürtlerin yargı değerlerine havale edelim. Yakında yine kapımızı çalacak Ermenilerin “sözde soykırım” iddiaları ile ölü doğum yapmış komşumuz Ermenistan’ı masaya yatıralım.
‘Kanada’da Ermeni Diasporasını kim yönetiyor?’ diye hep merak ederdim. Nihayet Mosaik Enstitüsünün kurucusu ve başkanı Vahan Kololian ile ofisinde bir monolog değil bir diyalog görüşmesi gerçekleştirdik. Anadolu Kültürleri Federasyonu Başkanı Sükan Alkın ile birlikte Kololian’ın soru yağmuruna tutulduk. Karşımızda, zengin, entelektüel, ancak damarlarında taşıdığı aşırı milliyetçilik ve nefret virüsünü saklamaya çalışsa da, bunu beceremeyen bir Ermeni sivil toplum önderi vardı. Kalbinde taşıdığı gizli Türkiye sevdasını ve özlemini sözleri arasında sızdırıyordu. Çelişkili ve acıklı bir durum! Hem sev hem nefret et, karşılıksız aşk bu olmalı!
Azerbaycan’da 7 yıl gazetecilik yapmam, Karabağ ve Ermenistan hakkında bine yakın haber, ve çeşitli kitaplar yazmam hemen ilgisini çekti. Azeri eşimin babasının Erivan’da 40 yıl yaşaması ve Ermeniceyi bilmesi onu heyecalandırdı. “Keşke biz de Türkler gibi Latin alfabesine geçseydik” diye hayıflandı. 1996 AGİT Lizbon zirvesinde Cumhurbaşkanları Haydar Aliyev ile Levon Petrosyan Karabağ’da çözümde anlaşmış iken, Ermenistan’da 1997’de kansız darbe yapan Taşnak Karabağ derin devletinin ve onlara insani yardımdan başka bir şey veremeyen zengin Ermeni Diasporasının işi daha da zorlaştırdığını vurguladım. ‘Sorun, halklar arasında değil, politikacılar ve derin devletler arasında’ diye tesbitte bulundum. Hak verdi ve ‘doğrusun’ dedi.
“Benim için soykırım olmuştur ama kafamı bunla yormuyorum, enerjimi, vaktimi harcamıyorum, geleceğe bakıyorum” diyen Kololian, ‘hadi o zaman ileriye bakalım ve işi tarihçilere bırakalım’ önerimize sıcak bakmadı. Son Osmanlı padişahlarının İttihat ve Terakki’nin aşırı Türk milleyetçisi Jön Türklerin elinde esir olduğunu iddia etti. Görüşmeye Ermeni sorununu konuşmak için gelmemiştik, bu nedenle yutkunduk, önce cevap vermek istemedik. Sükan Bey, kibarca 1. Dünya savaşında milyonlarca insanın topyekûn insanlığın bunalıma, depresyona girdiği yıllarda sadece savaşlardan değil hastalıklardan da öldüğünü hatırlattı. Vahan, açıkca “Türklerin sırtında soykırım kamburu olmasına üzülüyorum” diyerek kinaye yapınca pandoranın kutusu açıldı. Sükan Bey, 1915 tehcirinde Osmanlı yönetiminin daha önce Kürtlerin yaşadığı Osmanlı’nın Doğu bölgesinde, kalkıştıkları Kürt katliamları ve sivil cinayetlerin oluşturduğu kan davasından Ermenileri kurtarmak istediğini ifade etti ve sorunun Türk-Ermeni meselesi değil aslında “Kürt-Ermeni kan davası” olduğunu dile getirdi. Tek taraflı nefret hikayelerinin sakıncalarını anlattı. Vahan’a göre, Ermeniler arşivleri açtı, Türkler açmayarak gerçekleri gizliyor, tüm Türkler “beyni yıkanmış cahiller”den oluşuyor! Durumun öyle olmadığını, iki ülke arasında imzalanan protokolün işi tarihçilere bırakmasına ramak kala Ermeni Diasporasının “arpalığı elden gider” korkusuyla işi baltaladığını ima ettik. Soykırım iddialarında Osmanlı devletinin kötü niyeti olmadığını, ama tehcirde ihmaller olduğunu ve kusur görenlerin cezalandırıldığını, bu devrede Taşnak ve Hınçak Komitelerinin terör eylemlerini ve yabancı istihbaratların faaliyetlerini anlatacaktık; lakin dinlemek istemedi. Artık kartları açık oynamaya başlamıştık ki, Vahan ters köşeden karşı atağa geçti.
“Serbest ticaret yapalım, kapıları açın. Türkiye, Azerbaycan’ı ikna edemez mi?” diye sorunca patlama sırası bana gelmişti. ‘Karabağ dışında işgal edilmiş 7 şehir, bir milyondan fazla mülteci, Birleşmiş Milletler’in 4 defa kınadığı işgal ve Hocalı soykırımı yakın geçmişte dururken, soydaşımız Azerileri ve iki ülkenin kamuoyunu ikna etmek kimsenin adaletine, hukukuna ve vicdanına sığmaz’ diye lafı gediğine koydum. ‘Haklısın’ demek zorunda kaldı. Vahan’a, ‘Karabağ gibi bir dünya cennetinde geçmişte 150 bin kişi yaşarken, bugün neden 50 bin kişi yaşadığını’ sordum. Cevap veremedi. Konuyu daha fazla açıp Ermenistan devletinin neden ölü doğduğunu, neden bir milyon insanın ülkeyi terkettiğini anlatacaktım. (Burada Ermeni kızımıza söylüyorum, belki Kürt gelinimiz anlar!) ‘Diaspora’dan hiçbiriniz o sefalette gidip yaşamaz’ diyecektim, ama muhatabımı kırıp dökmek istemedim. ‘Komşumuzun aç kalmasında suç, Taşnaklar ve Diaspora’nındır’ diyemedim.“Sözde soykırım” iddiasına Ermenilerin neden 1960’lardan sonra başladığını, 1923’de Lozan’a gelen Ermeni temsilcinin neden sadece 1. Dünya savaşında ölen yüzbin Ermeniden bahsettiğini, rakamlara daha sonra nasıl sıfırlar eklendiğini, dile getirecektim. Ancak Kololian, “Türk kamuoyu ve devleti er geç (sözde) soykırımı kabul edecek” diye kendi kendini şartlandırmıştı ve dinlemeye hazır değildi. ‘Ermeniler dokuzyüz sene en güvenilir milletti, komşumuzdu’ sözüne bayıldı. Peki sadık millete ne oldu da kovulmuştu?!
Sükan Bey, ASALA’nın Türk diplomatlarını öldürürken, bu terörü Ermeni Diasporası’nın adına yaptığını vurguladığını ve Ottawa’da katledilen askeri diplomatımızın katilinin halen bulunamadığını hatırlatınca birden Kololian’ın yüzü ekşidi ve “Onlar büyük bir hataydı, yanlıştan dönüldü” dedi. Terörist ile özgürlük savaşçısı arasındaki ayrımı Kololian’ın vücut dilinden okumaya çalıştım. Daha pek çok konuyu masaya yatırdık. Kanada Büyükelçiliğimiz O’na email atarak Akdamar Kilise’sinin açılışına davet etmiş. Hemen kabul etmiş. Lakin adresine gelen davetiyede “Ermeni” ve “Kilise” ifadelerini göremeyince gitmekten vazgeçmiş. Eğer gerçekten böyle olmuşsa yazıklar olsun doğrusu! Kabul edelim, hepimizin kanında aşırı Türk milliyetçiliği virüsü dolaşıyor! Ermeni Diasporası da “soykırım nefreti”yle birlik oluyor, yardım topluyor. İki toplumda aşırı pompalanmış hormonlu nefretle yüzleşmeli, oturup konuşmalı...
Bazı milletlerin devlet kuramayıp başka çatılarda yaşaması sanırım kaderin bir adaleti!
FARUK ARSLAN
- 28 Şubat’ın dehşet planı!
- Kanada’nın sosyal yakınlaşma modeli
- Kırk satır mı kırk katır mı önemli?
- Cemaatçi paradigmanın yükselişi!
- Son Gladyo Kılıç ve gurbetçilerimiz!
- Yeşil, Kara ve Kürt Ergenekon!
- Ermeni kızımıza söyledim, Kürt gelinimiz anlasın!
- Medeniyet mirasımızın sorumluluğu!
- Ne olacak bu PKK’nın hali!..
- Bilinen şikenin bilinmeyenleri!



Görüşmemiz sırasında Osmanlı Türklerinin Ermeni soykırımı hakkında aşağıdaki ana yorumu yapmıştım:
“Ben, soykırımın meydana geldiğine eminim. Dünyada pek çok parlamento bunu kabul etti, ayrıca sayısız akademisyen ve tarihçide bu gerçeği onayladı. Eğer inkar etmeyi sürdürmeyi dilerseniz, ben enerjimi sarfetmeyi deneyerek zamanımı boşa harcamak ve sizi ikna etmek istemiyorum. Siz ve diğer Türkler bu sonuca kendi kendinize gelmelisiniz. Ancak Türkiye ve Ermenistn arasında sınır kapısının açılması, Türkiye’nin Ermenistan’a uyguladığı ambargonun sona ermesi ve iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin başlamasıyla ilgileniyorum. Pek çok ülkenin komşularıyla problemi var ama hiçbiri tek taraflı olark diplomatik ilişkileri tamamen koparmıyor.”
Sizin kabul edilemez makalenizi onaylamamakla beraber, halen umudumu kaybetmiyorum. Kanada toplumunun, Türk ve Ermenilerin pozitif bir rol oynayarak, birbirinden kopartılmış insanlarımla tarihi vatan toprağımız arasında köprü olacağına inanıyorum.
Saygılarımla,
Vahan Kololian
Chairman
Mosaic Institute
2 Bloor Street West
Suite 3400
Toronto ON M4W 3E2
t. 416.644.6000 x200
f. 416.644.6001
c. 416.305.0485
e. vk@mosaicinstitute.ca
www.mosaicinstitute.ca
Berlin antlaşmasında ne deniyor? "Osmanlı hükümeti Ermenileri Kürt ve Çerkez unsurlara karşı korumayı taahhüt eder." Önce bunu anlamak lazım. Bugün Kürt sosyalist ve liberal kesimlerinin durduk yere İttihatçıları günah keçisi yapmasının sebebi de, arşivler açıldığında Ermenilerle aralarının bozulacak olmasıdır.
İttihatçılar'ın günah keçisi olmasının yanı sıra Hamidiye Alayları'nı kuran Abdülhamid'in Ermeni politikasının eleştirilmemesi de, aynen Almanların yaptığı gibi "tek hükümete suçu yıkma" politikasıdır.
Ermeni derin devleti olan diasporayla diyalog zordur. Çünkü kendi içimizde bu diyalogu sağlayamadık.
Yorum gönder