Sevgi bir çılgınlık, sevgisizlik riskli kumar!
Mevlana Rumi’nin Kuzey Amerika’da insanları müthiş seviyede etkilediğini gözlemliyorum. Mesnevi, en fazla satan şiir kitabı. Başları dönmeden, durmadan dönen dervişler ve Sufizm ilgi çekiyor.
Kültürlerarası Diyalog Enstütüsü Toronto Şubesi ve Anadolu Kültürler Toplumu Türk Öğrenci Derneği, Toronto Üniversitesi’nde 8 Mart’da ‘Mevlana Konuşmaları’ başlattı. İlkinin konusu Mevlana’nın nereden koştuğunu anlamaya yönelikti. Saygı Türk Kanada Akademisyenleri Derneği’nin sponsor olduğu etkinliğe katılım yüksekti. Ottawa’dan gelen semazen renk kattı. Ana konuşmacı Prof. Dr. Maria Subtelny, Yakın Ortadoğu Medeniyetleri bölümünde Mevlana konusunda doktora tezi hazırlayan 9 öğrenciye rehberlik eden bir hoca. Öğrencilerin biri Türk, çoğunluğu Fars ve Afgan kökenli Kanadalılar. Hoca, Mevlana’yı anlamak için Farscayı bilme ve orijinalinden okuma konusunda ısrarlı.
Maria işin gerçekten uzmanı. Mevlana’nın dayandığı kaynağı şu cümlede özetledi: “Allah sevgidir, O’nu kalbinizde duyarsanız, hayatınızda huzur, mutluluk ve barış bulursunuz. Sevgi, ırk, din, renk, dil farkı tanımıyor, sınırları parçalıyor.” Peki bilim ile dini mistizm nasıl örtüşüyor? Devir başkalaştı, bilim her derda deva sunuyorsa, inanmadan yaşamak mümkün müdür?
Soru cevap bölümünde, Mevlana’nın sunduğu metafizik düşüncelerin bilimle ne derecede ispatlanabileceği soruldu. Hoca uyanık. Önce, “Ben bilim adamıyım, gördüğüm, gözlemlediğime inanırım” dedi. Sonraki açıklamasında bilimin aciz kaldığı noktalarda devreye sokulan postmodern teorilere yaslandı. Aydınlanma döneminde icat edilen varoluş gayeleri yalanlanmıştı. Çok fazla sayıda gerçek vardı. Yazarlık anlayışı ölmüştü. Yazarı yorumlayan okuyucular yazarın söylemediği bir dünyayı kurguluyorlardı. O halde gerçekler izafiydi. Dillere, kültürlere göre değişiyordu. Oysa değişmeyen evrensel doğrular olmalıydı.
Sevginin kaynağı konusunda “dualizm” (çift taraflı tartışma) yaşanıyor; ancak pozitif bilimin duvarları bu konuda yıkık. “Discourse” (farklı kişisel anlatım) yorum tarzı icat olundu, bilim bağrını postmodernite çağında farklı düşüncelere açtı. Derrida ve Foucault bu akımın öncüleri. Gerçeklerin öldüğü bir dünyada yaşıyoruz. Her gördüğümüz, gözlemlediğimiz doğru değil. Bu nedenle kendi iç dünyamıza keşif yapıp, vicdanımızın sesini dinlemeye, Yunus Emre’nin ifadesiyle ‘bir ben vardır benden içeru’ya ulaşmamız gerekiyor. Maria, Yaratıcı ve kalp arasındaki bağa yolculuk yapmaya çağırdı. Mevlana’nın amacıda zaten materyalist insanı manevi boyutlu aleme taşımaktı.
Aslında Maria, Mevlana’nın Mesnevi’de kullandığı hikayeleri başkalarından alıntıladığını ve kendi yorumlarını katarak mistik bir öğretmen haline geldiğini anlattı. “Kim olursan ol yine gel” ifadesi Mevlana’dan iki yüzyıl önce ilk defa Hasan Harakani hazretleri tarafından Kars’ta kullanıldı. Hani şu başbakanımızın “ucube” dediği heykelin yanıbaşında yatan evliya. Daha sonra Kazmani adlı bir halk ozanı, sazıyla sözüyle bu insanlık mesajını Anadolu’da yaydı. Mevlana’ya söze çeşni katmak kaldı. Foucault’un 1960’larda keşfettiği yöntemi Mevlana 8 asır önce kullandı.
Mesela Fil hikayesi meşhurdur. Bir hükümdar, bir fili kapalı bir odaya kapatır ve hizmetkarlarının gözlerini bağlayarak filin bir parçasını elleyip, tanımlamalarını ister. Her biri farklı bir yorum yapar. Esasen bu Budizmin kutsal kitaplarında geçen bir hikayedir ve ilk defa Buda tarafından söylenmiştir. Mevlana, bu hikayede sadece odadaki ışıkları kapatır ve bir mum yakılmasını ister. Yakılan o mum, iman ışığıdır, karanlığı aydınlatır, parçaları değil resmin tamamını gösterir. Sosyoloji’nin ilk kurucusu İbnu Haldun, sonra Comte ve Durkheim da fil hikayesini kullanır ve toplumsal olayların bilimsel olarak yorumlanması için tüm etkenlerin değerlendirilmesini talep ederler.
Wilfred Laurier Üniversitesi’nde Mevlevi Sufi geleneği ve liderleri konusunda doktora yapan William Rory Dickson’ın konuşmasında kullandığı, “konuşmaya ihtiyaç duymayacağın bir dil öğren” ifadesi dikkatimi çekti. Yani sevgi dilini. Bu dille anlaşanlar, dini, kültürel, sosyal ve politik sınırları aşarak gerçek dostu bulurlar. O dost, Allah’tır. Sonsuz güven sunar, koruma sağlar. Sevgi, belki çılgınlıktır ama sevgisizlik de riskli bir kumardır. Sevgi kainatın mayasıdır.
William da Mesnevi’yi ‘Farscasından okumak, ruhu görmek gibidir’ yorumunu yaptı. Çünkü Farsca dili kelimelere çok fazla anlamlar yüklüyor, farklı yorumlara kapı açıyor. Bilginin asıl merkezi olan kalbe odaklanıyor. Ruh, bilgiye açık değil ama kalp açık. Kalpsiz yorum bilgi hamallığı!
William, Mevlana’yı anlamak için şu tavsiyesini önerdi: “Hz. Nuh (AS) gibi büyük ve aptal bir projeye başlayın ve insanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsemeyin.”
ESRA COŞKUN
- Çamlıca gazozundan başkası hikaye mi?
- Ruh ikizime aşığım, ya siz...
- Brahma’nın kafası, kast belası!
- Unutulanlardan olmayınız, efendim!
- Kanada hapishaneleri ve L tipi Türk hapishaneleri
- Ölmeye vatan yahşi, yaşamaya Kanada!
- Hipnozla İngilizce olur mu, olmaz mı?
- Haremde cariye olmak varmış!
- Aydın havası, aydın duruşu olsun!
- Facebook hesabımı kapattım, kalanlara selam olsun!



Yorum gönder