Ölmeye vatan yahşi, yaşamaya Kanada!
Neredeyse tüm yazı Türkiye’de geçirip Evliya Çelebi gibi diyar diyar gezip tozarsanız, ülkemin çağ atladığına da hükmedebilirsiniz, Amerikanlaşıp yabancılara peşkeş çekildiğine de! Tenakuzlar, çelişkiler arka arkaya gelir veya peşi sıra birbirini kovalar, iç içe geçmiştir. Gösteriş budalasıyızdır; hava atmaya, caka satmaya bayılırız ama aynı zamanda pek misafirseveriz, cana yakınızdır. Yeme içmede, giyimde bir numarayız, paraya acımayız.
Nerede yaşasam acaba!
Akrabalar arası dedikodu, gıybet, haset, kıskançlık, birbirini çekememezlik had safhada. Bir akrabam takılıyor: Ne iyi ettin Kanada’ya gittin, tüm dırdırdan hay küyden uzaksın, kimse kafanı ütülemiyor. Burada olsan elli tane dedikodunu yapmıştık, gözden uzakta aklımıza bile gelmiyorsun. Hemen ardından başlıyor, ilk yorumunun tersini söylenmeye! Orası çok soğuk değil mi? Kışın eksi 30 derecede nasıl yaşıyorsunuz? Vatanın suyu mu çıktı, niye gittin Toronto’ya? Beş dakika geçmez bu sefer sazı eline alıyor ve tekrar başa dönüyor. Kutuplara dek git, yolun açık olsun! Burada ne var ki zaten, kafan rahat, özgürce takılıyorsun işte! Bundan sonraki adım belli: Kanada’ya nasıl gelebilirim?
Dinliyorum dinliyorum, işin içinden çıkamıyorum. Akrabalar bir bir ziyaretime geliyor veya ben onlara gidiyorum. Yemekler süper! Gösteriş, şekilcilik ve elindeki ile övünüp gururlanma seansları başlıyor. Psikolojim bozuluyor. Elinde avucunda olan ne varsa öyle bir hava atıp, caka satıyor ki, sanırsınız Karun’un hazinelerine konmuş veya Bill Gates ile akraba! Oysa ayın sonunu zor getiren bir zavallı! Elinde İPhone, belinde İPod, gözünde Rayban, dilinde yeni çıkacak teknolojiler, cebinde ise beş kuruş yok!
Parası olan da olmayan da çok iyi yaşamaya çalışıyor. Önceleri bu sırrı çözemedim. Sonra anladım ki, olmayan olandan bir şekilde söke söke veya ağlaya ağlaya istediğini alıyor. Çalışarak, çalarak veya çıldırtarak... Bu nedenle akrabalar arası mesafeler açılmaya başlamış, kimse kimseye yardım etmek istemiyor. Eskiden ihtiyaçlar bir kaç kalem iken, şimdi kapitalizmin tüketim çılgınlığı sağ olmasın, sınırsız. Nefisler dev bir ejderha gibi azgın,istedikleri ve yuttukları tükenmek bilmiyor ve saymakla bitmiyor.
Bir hafta süper geçiyor, 15 günden sonra sıkılmaya başlıyorsunuz, bir ay sonra patlıyorsunuz. Ülkem insanı Amerikan ürünleri tükete tükete o denli Amerikanlaşmış ki, ABD’ye veya Kanada’ya gitmelerine gerek yok! İstanbul’da yeni yapılmış alışveriş merkezlerine takılıyorum, Historia, Airport ve Capitol’un Kanada’da olanlardan fazlası var, eksiği yok. Tüm Türk ve yabancı ünlü markalar burada, fiyatlar Kuzey Amerika düzeyinde. Tüm günümü kendimi Toronto’da hissetmek için buralarda geçiriyor, gönlümü eğlendiriyorum. Dolup dolup boşalıyorlar, ‘food court’larda oturacak boş yer yok...
İstiklal Caddesine uzanıyorum. Taksim bir başka güzel. Bu caddede dolaşırken, kendimi Paris’te hissediyorum. Tüm Avrupa ve Amerikan markaları burada son model ürünlerini sergiliyorlar, fiyatlar Paris, Londra veya New York’taki fiyatlarla aynı. Galatasaray Lisesi önünde her gün miting düzenleyen BDP’liler ve militan Kürtler, ellerinde pankartlarla kibarca milletvekilliği verilmeyen Hatip Dicle’ye halen özgürlük istiyorlar. Kalabalık, caddenin yukarısına doğru yürümek isteyince, polis biber gazı sıkıyor. Sosyetemizin gülleri ve caddemizin aboneleri, bu sıradışı gösterilere alışmış, kimse yadırgamıyor!
Bu kadar maddiyat yeter biraz da maneviyat deyince Eyüp Sultan’a uğruyorum. Günün her dakikası dolu dolu geçen bu mekanda sünnet çocuklarından yeni evlilere kadar herkes bir dilek, dua için gelmiş. Eyüp’ten Eminönü’ne kadar yürümeye ve yolda gördüğüm sahabe mezarlarını ziyaret etmeye karar veriyorum. İnanamıyorum. Bu güzergahta ne kadar çok sahabe mezarı var. Bunların en bilineni hiç kuşkusuz “Eyyûb Sultan” olarak meşhur olan Hâlid bin Zeyd el-Ensarî en-Neccârî’dir. Diğer 23 sahabe mezarı pek bilinmez. Ziyaret ettiğim bazıları: Hz. Ebu Derda, Hz. Abdüssadık, Hz. Abdurrahman eş-Şami, Hz. Ahmed el-Ensâri, Hz. Amir, Hz. Câbir bin Abdullah el-Ensâri, Hz. Muhammed el Ensari, Hz.Abdullah Ebû Şeybe el Hudri, Hz. Ka’b, Hz. Hafir, Hz. Şûbe, Hz.Hamdullah el Ensari, Hz. Cafer el Ensari, Hz. Vehb bin Huşeyre ve Hz. Ebû Saîd el-Hudri bunların arasında yer alıyor. Allah hepsinden razı olsun.
Gözüm arkada Toronto’ya dönüyorum. Ülkem uçmuş gidiyor, Kanada’nın nefesi normalleşen vatanımın hızına yetişemez! Züğürt tesellisi işte, kendimi avutuyorum: Ölmeye vatan yahşi, yaşamaya Kanada!
ESRA COŞKUN
- Çamlıca gazozundan başkası hikaye mi?
- Ruh ikizime aşığım, ya siz...
- Brahma’nın kafası, kast belası!
- Unutulanlardan olmayınız, efendim!
- Kanada hapishaneleri ve L tipi Türk hapishaneleri
- Ölmeye vatan yahşi, yaşamaya Kanada!
- Hipnozla İngilizce olur mu, olmaz mı?
- Haremde cariye olmak varmış!
- Aydın havası, aydın duruşu olsun!
- Facebook hesabımı kapattım, kalanlara selam olsun!



Ayrica Turk insaninin cebinde 5 kurus yok ta Canada dakiler cok mu zengin ?
Sizin muhabbetiniz biraz yazi olsun torba dolsuna donmus.
Yorum gönder