Haremde cariye olmak varmış!
Bu da şimdi nereden çıktı demeyin! İstanbul’da Topkapı Müzesini bir grup Kanadalı ile birlikte gezerken, konu Osmanlı’da Harem konusuydu. Batılılarda Oryantalist düşünce ile Harem’in kadınların sömürüldüğü ve iğfal edildiği mekan olduğu kanısı yaygındır. Kanadalı dostlarımızda 400 eşe sahip Osmanlı padişahlarının zevk ile sefa içinde yaşam sürdüğünü ve kadın haklarını hiçe saydığını feminist bir yaklaşımla ileri sürdüler. Profesyonel rehberimiz Selçuk Beyin nasıl bir savunma yapacağını heyecanla bekledim. Bazı ahmak rehberlerimiz gibi fantastik saçmalıklar mı anlatacak diye endişe ve kuşku içimdeydim. Yanılmışım, rehber Harem’i öyle bir anlattı ki, tur ekibimizdeki kadınlar ‘Harem’de cariye olmak varmış’ diye hayıflandı. Rehbere de sordular: “Siz de Harem’de cariye olmak istermiydiniz?” Rehberin cevabı çok hoşuma gitti: Hayır ben padişah veya harem saraylısı ile evlendirilmiş bir paşa olmak isterdim...
Fatih Sultan Mehmet’den itibaren Osmanlı padişahlarının soyu sopu fazla belli olmayan cariye veya ‘halayık’ denilen köle kızlarla evlendirilmeleri saray kanunu haline getirilmiş. Akraba sorunu ile uğraşmak istemeyen Osmanlı hanedanı, sürekli sorun çıkartan soylu ve kraliyet ailelerinin kızları ve sülâlesinin çıkardığı taht iddiasında bulunma potansiyelini çok zekice engellemiş. Cariye kanununa göre, bunlara resmi imam nikâhı bile yapılmazmış. Erkek çocuk doğuran halayık, padişahın gözdesi haline gelir ve ‘Haseki’ adını alırmış. Özel oda ve onlarca hizmetçi verilen hasekiler, o kadar fazla mücevher ve altına sahip olurmuş ki, yedi sülalesi yese bitiremezmiş... Kız çocuk doğuran hasekilerde şanslıymış, çünkü kızı mutlaka bir paşa veya sancak beyi ile evlendirilir, köşk veya yalıda yaşarmış...
Harem’e kızlar henüz 8 veya 9 yaşında iken getirilir ve çok sıkı bir Enderun tarzı harem eğitiminden geçirilirmiş. Bu eğitime üniversite eğitimi demek mümkün. Köle tacirleri, dünyanın dört bir yanından en güzel bakire kız çocuklarını kaçırır veya ailesinden satın alır, İstanbul’a getirir ve Saray’a satmaya çalışırmış. Saray’a adım atan harem kızı, 9 yıl boyunca müzik aleti çalmaktan, şiir yazmaya, sanattan tarihe kadar devrin tüm ilimlerini yetkin hocalardan okur ve saray edebini önce bir güzel bellermiş. Bu süre içinde kendisine verilen aylık maaşı biriktirilirmiş, çünkü sarayda para harcamasına elbette gerek yokmuş...
9 yıl içinde pek azı padişahın dikkatini çekebilir ve döşeklik olarak sultan için hazırlanırmış. Sultanın annesi valide sultan, kızlardan edebi, terbiyesi ve güzelliği ile oğlunun hoşuna gidebilecek yarım düzine kızı belli aralıklarla seçer ve padişahın beğenisine sunar, sultan da hoşuna gidenin üstüne mendilini bırakırmış. Sultanın mahrem odasına girebilen halayıka valide sultan gecenin sabahı hazineden altın yüzük ve kolyeler verirmiş. Hamile kalabilen cariyenin hayali çocuk doğurup haseki olunca birgün sultanın nikâhlı eşi olabilmekmiş. İslam’a göre bir erkek en fazla dört kadını nikâhına alabilir ama gücü yeterse sayısız cariye bulundurabilir. Savaşlardan ganimet olarak kalan ve özgürlüğünü yitiren kızlar ve kadınlar, Osmanlı askerlerine pay edilir ve 9 yıl sonra özgürlüğüne kavuşurmuş. Ancak Osmanlı İmparatorluğu genelinde bir eşin çok yaygın olduğunu ve birden eş nikâhlayanların sayısının yüzde 10’u bile bulmadığına Kanadalılar çok şaşırdı. Osmanlının hür kadınının elinde tuttuğu hakların bugün modern Batı medeniyeti ve Türkiye Cumhuriyeti’nde bile bulunmadığına hayret etti.
Neyse biz yine hareme dönelim... Peki 9 yıl sonra özgürlüğüne kavuşan harem kızlarına ne oluyor? Onların adı artık “Saraylı”dır. Önlerinde üç seçenek bulunuyor. O zamana kadar padişahın gözdesi olamamış, haseki mevkisini elde edememiş ve halen bakire kalmış, yani mahrem odaya adım atamamış yüzlerce kız, adeta üniversiteden master yaparak mezun olmuş gibidir. Birinci seçenekleri sarayda ‘hizmetli’ olarak kalıp maaşlı kadrolu eleman olmaları ve yüksek bir ücretle çalışmalarıdır. İkinci seçenekleri, artık hür oldukları için normal bir Osmanlı kadını statüsünde evlenmeyi istemeleridir. Bu talebi harem ağasına bildirmeleri halinde on beş gün içinde padişah veya valide sultanın seçeceği bir Osmanlı paşası, sancak beyi, valisi, kaymakamı, üst düzey ordu zabiti, generali veya üst düzey bir diplomat veya bürokratla evlendirilirler. Osmanlı elitine gelin giden Saraylı, el üstünde tutulur, çünkü ülkenin en iyi eğitim kurumundan saray edebi eğitimi ve öğretimi almıştır. Saraylı gelinin çeyizini bizzat padişah verir ve ayrılırken ona ömür boyu alacağı emekli maaşı bağlar.
Üçüncü seçenekleri, hür bir kadın olarak memleketine dönmektir. Pek azı üçüncüsünü seçmiştir. Düşünsenize 1. sınıf vatandaşlıktan ve lüks bir hayattan, üçüncü dünya ülkesine geri dönmeyi kim ister ki... Kudretli Osmanlı sultanlarının meşhur eşleri Hürrem ve Kösem Sultanların ve daha nicelerinin padişahın nikâhına geçmeyi başarmış köle cariyeler olduğunu duyunca Kanadalı dostlarımız parmak ısırdı!
Harem, kısacası kadınları yükselten bir kurumdur. Saraylı hiç bir zaman haremi unutamaz. Evliliği ile ilgili bir sorun yaşadığında 9 yılda kurduğu sosyal ilişkiler sayesinde sorunlarını kolayca çözer ve eğer istemezse evlendirildiği kocasından boşanarak bir başkası ile evlenmeyi talep edebilir. Hür Osmanlı kadını imam nikâhı kıyılırken, müstakbel kocasından ikinci bir eş almamasını şart olarak evlillik akdine koydurabilir ve kocası şarta uymazsa dilerse mehirinin tamamını alarak boşanabilir. Pek çok Osmanlı kadını bu şartı koydurmuştur. Bu nedenle Osmanlı’da günümüz Türkiye’sinden daha fazla oranda tek eşlilik ve ömür boyu bir kadınla yetinme geleneği görülür. Kocasının gücü, zenginliği yetse bile Osmanlı kadını buna izin vermemiştir.
Bir yastıkta kocayan eşler boşanmayı pek aklından geçirmez. Aile kurumu çok sağlamdır ve asla yozlaşmasına izin verilmez.
Kanada’da ve Türkiye’de ilk eşinden boşanma oranın yüzde 60’lara dayandığı, ikinci eşinden boşananların yüzde 40’lara vurduğu günümüz post-modern yaşamında insanın gerçekten de haremde cariye olası geliyor! Artık elbette kölelik, cariyelik, halayıklık devri kapandı, şimdi tüm aile değerlerinin yıprandığı devrimizde ‘modern cariyelik’ devri yaşanıyor. 40 bedbaht kadını bir çoban erkek idare ediyor veya 7 sersem erkeği bir kadın avucunda oynatıyor!
Kanadalı dostlarımız, bunca Harem bilgisinden sonra Türkiye’den ne aldı biliyor musunuz?
Padişahların cariyelere hediye ettiği 400 dolar değerinde Harem yüzüğü... Galiba gerçektende cariye olmak istediler...
ESRA COŞKUN
- Çamlıca gazozundan başkası hikaye mi?
- Ruh ikizime aşığım, ya siz...
- Brahma’nın kafası, kast belası!
- Unutulanlardan olmayınız, efendim!
- Kanada hapishaneleri ve L tipi Türk hapishaneleri
- Ölmeye vatan yahşi, yaşamaya Kanada!
- Hipnozla İngilizce olur mu, olmaz mı?
- Haremde cariye olmak varmış!
- Aydın havası, aydın duruşu olsun!
- Facebook hesabımı kapattım, kalanlara selam olsun!



Yorum gönder