Anasayfa | YAZARLAR | EMRAH ŞAHİN | Hayvanlar ve insanlar

Hayvanlar ve insanlar

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font

Semaya bak. Tren gürültüsüyle 1,5 kilometre eninde, 450 kilometre uzunluğunda bir güvercin kafilesi kuzeyden güneye göçüyor. Etrafa bak. Bizonlar ve  binlerce küçük baş hayvan meralarda otluyor. Billur suyuyla ırmaklar, bakir havasıyla ormanlar...

İki asır önce böyleydi Kuzey Amerika. Hayali güç bu tablodan bugüne koruma alanları miras kaldı. Vahşi güvercinlerin sonuncusu Marta yüzyıl önce öldü ve daha bir sürü hayvan türünün nesli tükendi. Birbirini katletmekte takdirnameli hüneri olan biz insanoğlu, aynı hüneri hayvanları katletmekte gösteriyoruz. Eskiden güvercinden yapılan tourte, artık biftekten yapılıyor. Kızılderili, İngiliz, Fransız, kökeni farketmez, hepimiz kahpe bir düzenin âdi bir parçasıyız. Doymayan boğazımız ve tükenmeyen hırsımız doğanın içine ediyor. 

Hem doğaya hakim olmak hem mutlu olmak ne yaman çelişki. Hakim olmak insanın doğasında var, doğaya boyun eğmekse kaderinde. Hayvanları göz kırpmadan avlayalım, ormanları hesapsızca yakalım, önümüze gelen herşeyi yok edelim. Sonunda kaderde ne varsa o geliyor: böcekler. 

Bu böceklerde imkansız yok. Artan dozajda kimyasala rağmen nesilleri direnç kazanıyor, daha güçleniyor. Süper böcekler! Olan doğaya oluyor. Haşerat yüzünden doğaya depoladığımız kimyasallar, onun savunma sistemini zayıflatıyor ve hayvan türleri arasındaki dengeyi bozuyor. Mükemmel dengede ve ölçüyle işleyen doğa, bencilliğimiz yüzünden değişiyor, iktidarını kaybediyor.

Çevreci bir ülkede yaşıyoruz. Fakat insanın, iklimin, hayvanın ve toprağın doğru etkileşimini tesis etmek için sözde çevreci olmak yetmiyor. Kanada sağlık ve çevre kuruluşları, doğal dengeyi koruma uğruna sinekleri, kuşları ve böcekleri kurban etmeyi bıraktı. Ama neden DDT ve benzeri kimyasallar kırsalda ve evlerde hala kullanılıyor? Herhalde kötü haşeratla birlikte dost hayvanları öldürmeye razıyız. 

Şu otoban tabelalarındaki geyik mesela. Geyik ve düşmanı vahşi hayvanlar ezelden beri mücadele ederler. Kurt ve çakal geyiğin ormanı hiç etmesine izin vermez. Ne var ki, 50’lerdeki “Geyikleri Koruyalım” kampanyası, ezeli mücadelede geyiğin tarafını tutar ve geyik avcısı hayvanları katleder. Kurt ve çakal halledilince geyik nüfusu muazzam sayıda artar. Umarsızca dolaşan geyik sürüleri yeşilliğe yönelip ağaçlara dadanırlar. Ağaçların dal seviyesi yükselmeye başlar. Bu dönemde açlıktan ölen geyik vakaları not edilir kayıtlara. İşte tabiatın dengesini böyle değiştiyoruz. Kurdu öldüreceksen geyik istilasına hazır olacaksın. 

Haşerata dönelim. Milyona yakın böcek türü var ve dünya canlılarının dörtte üçü börtü böcek. Bu kadar böcek nasıl yaşıyor? Tabiatın kanunu sağolsun, pekala yaşıyor. Birbirlerini yiyorlar. Lakin biz örümceği öldürmek istersek bu kanuna itiraz etmiş ve avcı-av döngüsüne müdahele etmiş oluyoruz. Diğer böcekler için durum aynı. Uğur böceği, yeşil düşmanı haşeratın ve özellikle yaprak bitinin en büyük avcısı. Üzerimize konunca silkiyor, eziyoruz hayvanı. Ama ezilen bu böcektir sebzeyi bakteriden bitten koruyan. 

Kamu uygulamaları ezilen üç beş böcekten daha büyük sonuçlar doğuruyor. Bu halde çevreye müdahalenin neticesini, hayvanların tepkisini, ve acizliğimizi apaçık görüyoruz. Bir zamanlar sivrisinekten bunalan ahali için Ontario idarecileri, yaygın ilaçlama yapıyordu. Niyet makul. Şu bizi sokan, gece uykumuzu çalan sinekten kurtulup işimize keyfimize bakalım. Netice inanılmaz. İlaçlama hiç bir işe yaramıyor. Aksine - kayıtlarda müseccel - Ontario sivrisinek nüfusu tam on yedi katına çıkıyor. O kadar uğraş, labaratuvarda onlarca ilaç üret, sonra bunlar işe yaramasın da üstelik işi berbat etsin. Kimin takdiriyse!

İlginç zamanlarda yaşıyoruz. Bunun farkında olan aydınlar olmuş. Profesör Pickett, tabiata hükmetmekten vazgeçenlerden. Nova Scotia’da, Kanada’nın en büyük elma bahçelerinde böceklerle savaşıyor. Haşere ilaçlarından verim alamıyor Pickett. Dahası mütemadiyen zerkettiği DDT, keneleri azdırıyor. İlaçlar bir problemi çözerken başka bir probleme yol açıyor diyor. Son çaresi kimyasalı terketmek. Bitkisel özlü nikotin sulfatı deniyor. Elma ağacının köküne aşıladığı sulfat, komplikasyona yol açmadan problemi çözüyor. Bugün öğrencileri hala bitkisel özlü karışımlar hazırlıyor. Böylece ürünler taze, “zehirsiz” yetişiyor. En önemlisi yeni karışımlar doğal olduğu için haşerat isyan etmiyor. 

Gökyüzünün güvercin sürüleriyle karardığı, pırıl pırıl ırmaklarda balıkların yüzdüğü, tertemiz ormanlarda narbülbüllerinin öttüğü zamanlar geride kaldı. Geri dönüş yok. Önümüzde bizi bekleyen bir gelecek var sadece. Hayvanlarla dost olacağız ya da savaşacağız. Doğrusu? Hayvanlara ve ortak yaşam alanımıza haklarını teslim edip sorumluluk almak. Organik yiyelim, geri dönüştürelim. “Hayvanlar” için ne yapılabilir kararlaştıralım ve gerekeni yapalım. Yeşil Parti’ye oy vermesek kimse bir şey demez, ama buzullarda fok avlamadan önce durup bir düşünelim. Sonumuz acı olmasın. 

 

Not: Hayvan ve insan ilişkilerini inceleyen çevre tarihi, Kuzey Amerika’da gelişen bir araştırma alanı. İleride Osmanlı-Türkiye ekseninde bu alanı tetkik edeceğiz. Lisanı olanlara Rachel Carson’dan Silent Spring’i tavsiye ederiz.

Yorum beslemesine abone olun Yorumlar (1 gönderilen)

avatar
sahalizade 30/12/2011 02:36:07
Bence bugün Müslümanların en büyük açığı ve açmazı, Kuran ile kâinat ya da kâinat ile Kuran arasında bir irtibat kuramamalarıdır. Başka bir ifade ile Allah ile varlıklar veya varlıklar ile Allah arsındaki irtibat ve ilişkiyi algılayamayanlar, hakikati bulamazlar, var olmanın, hayat ve yaşamanın zevkine eremezler. Var olma nimetinin tadına varamayanlar ve yaşamanın zevkine eremeyenler ise büyük bir eksiklik içersinde olurlar. Çünkü çağımızda tabiatla ve varlıklarla uğraşanlar, asıl var edeni tanımadılar ve onu görmezden geldiler. Bu suretle sanki insanların beyinlerinin bir tarafı çalışamaz hale geldi ve böylece bir tarafı tutmayan felçli hastalar gibi kambur olup insanlık yolunda tam ve dik yürüyemediler. Onun için bugün hayatta olanların düşe kalka ve sürüne sürüne yollarına zorla devam ettiklerini söyleyebiliriz. Bu sürünmekten kurtulmanın tek çaresi, kâinat kitabını yeniden okumak ve varlık âleminin alfabesini yeniden yazmaktır.

Tabiatın ve dünyanın insana Allah’ın bir emaneti olduğunu unutanlar, Kızılderililerin "Biz dünyayı atalarımızdan miras değil, torunlarımızdan ödünç aldık" sözüne hayran kalmışlardır.

sayın yazarı tebrik ederiz
Çok iyi Çok kötü
0
Uygunsuzları bildir
toplam: 1 | gösteriliyor: 1 - 1

Yorum gönder

Lütfen resimde gördüğünüz kodu girin:

Captcha
  • Arkadaşına gönder Arkadaşına gönder
  • Sayfayı yazdır Sayfayı yazdır
  • Düz metin Düz metin

Tagged as:

Bu yazı için etiket yok

Bu yazıyı oyla

5.00