Arena’da son nokta
Pikador zırhla örtünmüş bir atın üzerinde sahaya giriyor. Boğa ortalıkta dolaşan kocaman kitleyi görür görmez hemen saldırıyor...
Kılıçla boynuzun dokuduğu örgüde
Kimin yiğitliğiydi gerçekte sınanan
J. Javier
Sıra matadorun yardımcılarının, ellerindeki kırmızı saten kumaşları sallayarak boğayı sağa sola koşturtmalarını, kenardan izleyen matadora geliyor.
Kendinden emin, arenanın toprak zeminli sahasına giriyor. Toreroların peşinde koşup onları kovalıyan boğayı izleyerek, onun gövdesini ve boynuzlarını nasıl kullandığını öğrendi.
Şimdi ise, elinde sarı renkli capotesi, meydanın ortasında, az önce hareketlerini izlediği boğanın, başka sırları olup olmadığını, yakından test edecek.
Artistik adımlarla sahanın ortasındaki boğaya doğru yürüdü. Yaklaşınca durdu. Elindeki kumaşı sallayarak boğanın dikkatini üzerine çekti.
Az önceki toreroların tacizlerinden hayli sinirlenmiş olan boğa matadora saldırdı. Matador aynı anda gövdesini yana çekti. Hayvanın boynuzları kumaşı yalayıp geçerken seyircilerden ilk “OLE” çığlıkları kopuyordu.
Boğa, heybetli gövdesini döndürüp, bir kez daha saldırdı. Boynuzlarının darbesi, matadoru sıyırıp tekrar kumaşın kıvrımlarında erirken seyircilerden ikinci “OLE” yükseldi.
Ardarda gelen boğanın saldırıları, matadorun ustaca bu saldırıları savuşturması, seyircileri coşturuyordu.
OLE’ler, dalgalanan kırmızı pelerin, hep boşluğa giden, bir türlü hedefi tutturamayan boynuzlar, boğayı şaşkına çevirmiş olmalı. Hayvan sahanın ortasında durdu, anlamaya çalışırmış gibi karşısındaki bu incecik adama baktı.
Matador, boğanın soran bakışları altında, yine artistik adımlar atarak, seyircilerin alkışları arasında kenara, tahta perdenin arkasına çekildi.
Neler olup bittiğini anlayamayan boğanın yanına tekrar torerolar sokuluyor ve ellerindeki parlak saten kumaştan muletalarını sallayarak onun dikkatini üzerlerine çekmeye çalışıyorlar.
Boğa bir ona, bir buna saldırıyor. Torerolar, birbirileriyle yardımlaşarak bu saldırıları savuşturuyorlar. Çok sıkıştıkları anda ise, sahayı çevreleyen, göğüs hizası yüksekliğindeki tahta perdenin üzerinden atlayıp sahanın dışına kaçıyorlar.
Bu sırada sahaya pikador giriyor. Atının üzerinde taştan yapılmış ve sonrasında boyanmış bir heykel gibi duruyor.
Pikadorun görünmesiyle tribünler homurdanmaya başladı. Pikadorlar, Plaza de Toros’un, yani arenaların sevilmeyen adamları.
Görünüşleri de, yaptıkları iş de, hoşuna gitmiyor insanların. Çünkü bu savaşta, boğanın lehine görünen üstünlükleri tırpanlamak gibi bir görevleri var.
Bunu nasıl mı yapıyorlar?
Pikador zırhla örtünmüş bir atın üzerinde sahaya giriyor. Boğa ortalıkta dolaşan kocaman kitleyi görür görmez hemen saldırıyor.
Boynuzlarını dosdoğru atın karnına saplıyor. Zırh burada işe yarıyor ve boynuzların atın karnını deşmesini engelliyor.
1930 yılına kadar atlara zırh giydirilmezmiş. Bu nedenle hemen her güreşte bir veya bir kaç at ölürmüş. Nihayet, o yıl, İspanyollar, ata zırh giydirmeyi akıl edebilmişler.
Atın hışımla üzerine gelen boğadan ürkmemesi için gözleri bağlanıyor. At huysuzlanıyor, ama boğayı göremediği için kaçmıyor, üzerindekini fırlatmıyor, sağı solu tekmelemiyor.
Bizim boğa da, atı ve pikadoru gördüğü an, koşarak geldi, hırsla boynuzlarını atın karnını koruyan zırhlı kumaşa sapladı.
Boynunu yukarı doğru oynattığında, atın Boğa tarafında kalan iki ayağının yerden kesildiğini gördük. Boğanın müthiş gücü koca atı ve üzerindeki pikadoru havaya kaldırmıştı.
Boğa bir boynuz daha vurdu. İkisi bir süre birbirine yapışık kaldılar. Boğa atı devirmek, at ise devrilmemek için mücadele veriyorlardı.
Pikador ise, atın üzerinde, taştan yapılmış gibi duran gövdesi, başındaki basık, yuvarlak şapkası ve sağ elinde havaya kaldırdığı mızrağı ile bir boşluk arıyor gibiydi.
Ve birden o boşluğu bulmuş olmalı ki, mızrağını hızla indirdi. Mızrak, boğanın boyun kaslarının sırtına bağlandığı yere saplandı.
Boğanın sırtından aşağıya kan akmaya başlamasıyla, seyircilerden protesto bağrışları yükseldi.
Pikador protestoları duymuyor gibiydi; mızrağını çekmiyor, tersine daha çok bastırıyordu. Sonunda, seyircilerin sesine kulak vermiş gibi, mızrağı çekti, protestolar arasında, sahadan ağır ağır çıktı gitti.
Juan, bize, pikadorun niye nefret edilen kişi olduğunu anlattı. Her boğa güreşçisinin kendi pikadoru varmış. Arenaya bu pikadorlarla çıkarlarmış.
Pikadorun görevi nedir? Boğa güreşçisi, savaşın sonunda kılıcıyla boğayı öldürecektir. Kılıcı hayvanın sırtına, kürek kemiklerinin arasına saplaması gerekiyor.
Kılıç bu uygun noktaya saplanırsa, rahatlıkla kalbe iniyor ve boğanın acı çekmeden, bir anda ölümüne neden oluyormuş.
Normal şartlarda boğanın başı yukarıda durduğundan, matadorun kılıcını bu hassas noktaya saplayabilmesi imkansızmış. Çünkü, boynuzlar kılıcın oraya erişmesine engel olurmuş.
Pikadorun mızrağı boyun kaslarını zedelediğinden, boğa başını öne eğermiş. Böylece matador hem kılıcı saplayacağı yeri görebilir, hem kolayca saplayabilirmiş.
Usta pikadorlar, boğaların savaş gücünü, görür görmez anlarlarmış.
Eğer pikador, boğayı güçlü, kendi matadorunu zayıf ve kazanma şansını az görürse, işe hile karıştırabilirmiş.
Mızrağını daha derin batırır, boğayı daha ağır yaralar, kuvvetten düşürebilirmiş. Gözleri kararan boğa matadora karşı koyamaz, yenilirmiş.
Tecrübeli seyirciler, pikadorları sürekli protesto ederek, boğayı daha fazla yaralamalarını engellemeye çalışırlarmış.
Maalesef, arenada bile adalet yok. Er meydanında bile eşitlik yok.
Eski Roma’da da, imparator bazen ne kadar kahraman olduğunu göstermek için arenaya, gladyatörlerle dövüşmek için çıkarmış.
Ne cesaret değil mi?
Ancak gladyatörün ya bir kolunu bağlatırmış, ya gözlerini. Üstelik imparator sahici kılıçla dövüşürmüş, gladyator ise tahtadan kılıçla.
Son sahnede matador yine yerini aldı. Elinde kırmızı muletası, boğayı çağırıyor. Hayvanın boynuz darbelerini ustalıkla savuşturuyor.
Boynuzların gövdesini her sıyırarak geçişinde seyircilerden “OLE” çığlıkları yükseliyor. Biz de yavaş yavaş güreşin inceliklerini öğrenmeye başlıyoruz.
Artık matadorun bazı geçişleri olağanüstü bir ustalıkla yaptığını görebiliyoruz. Alkışlıyoruz.
Boğa bir ara duruyor. O ana kadar gördüğü, ama bir türlü dokunamadığı rakibinin, boynuzla dokunulabilen bir canlı mı, yoksa bir hayalet mi olduğuna karar verecekmiş gibi düşünüyor.
Boğa öylece durup kalmışken, matador boğaya yaklaşıyor. Boğanın tam önüne, boynuzlarına bir iki santimetre mesafeye gelip, duruyor.
Elini uzatıp boğanın alnına dokunuyor. Sen bana zarar veremezsin, diyor sanki. Bir zaman bakışıyorlar. Sonra matador arkasını dönüyor, sakin adımlarla boğadan uzaklaşıyor.
Ve acı final...
Boğa güreşçisi bu cesur davranışıyla seyircilerden müthiş alkış aldı. Kenardaki yardımcısı mücadelenin sonunu belirliyecek olan vurucu aleti hazırlıdı.
Matador kılıcını yardımcısından aldı, seyircileri selamladı. Muletasını kılıcına sardı, sallayarak boğayı çağırdı.
OLE çığlıklarıyla karşılanan geçişlerden sonra, hakem heyetine dönerek onlardan kılıcını kullanma izni istedi.
İzni alınca, bir defa daha muletasını sallayarak boğanın üzerine gelmesini sağladı. Hayvan hızla yaklaşırken kılıcıyla nişan aldı, bekledi.
Boğa ile aralarındaki mesafe, ölümle kalım mesafesine inince, işi bitirecek noktaya kılıcın ucunu dokundurdu.
Boğa bütün ağırlığıyla kılıca yaslandı. Uzun, sivri çelik, bir anda, gövdesinin derinliklerine, Boğa’nın yüreğine kadar giriverdi.
O ana kadar, bu oyunda kendisine düşen rolü başarıyla oynayan boğa, sessizce diz çöktü. Bir, iki soludu. Uzandı, kaldı.
Seyirciler, matadorun zaferini alkışlarla, çığlıklarla karşıladılar Sahaya şapkalarını, ayakkabılarını, kalem ve çakmaklarını fırlattılar. Çiçekler yağmur gibi yağdı.
Matador bu sahaya atılanları tek tek topladı, tekrar seyircilere geriye attı. Yalnızca çiçekleri kendisine alıkoydu.
Hakem heyeti, başarı ile döğüşmüşse, matadora boğanın bir kulağını bağışlarmış. Eğer daha da başarılıysa 2 kulağını alabilirmiş.
Çok başarılıysa kuyruğu da kesip alabilirmiş.
Bizim matadora 2 kulağı alma izni verildi. O da aldığı kulakları, kendisini durmaksızın alkışlayan seyircilere atarak armağan etti.
Matador, zaferinin karşılığı olan alkışlarla ödüllenirken, atların terkisine bağlanan boğanın gövdesi çekilerek sahadan çıkarılıyordu.
HALİT ANGINER/CANADATÜRK



Yorum gönder