Anasayfa | GEZİ | Biftek ve Tango

Biftek ve Tango

Yazı ebatı: Decrease font Enlarge font
Biftek ve Tango

Arjantinliler, eti tıpkı ataları Goşoların Pampalarda yaşarken yaptığı gibi ateşin karşısına koyuyor, pişince de bir parça kesip servis ediyorlar.

 

Arjantin’e, at ve sığırı ilk defa İspanyol öncüler getirmişler. Devamlı yağış alan ve Pampa adı verilen otluklarda, her dem taze ve yeşil olan otlar, bu hayvanların hızla çoğalmasına imkan vermiş.

Sayıları giderek artan bu hayvanların, ihtiyaç fazlası olanları, çayırlara serbest bırakılmış.  Kısa zamanda dağları, taşları, ovaları, sayıları onlarca milyonu aşan inek ve at sürüleri doldurmuş.

Avrupa’dan hayvan derilerine talep gelince, Arjantin kovboyları Goşo’lar bu sonsuz otlaklardaki sayısız inekleri avlamaya başlamışlar.

Hayvanların binlercesi bir anda avlanıyor, derileri hemen oracıkta yüzülüyor, tuzlanıp Buenos Aires’te, limanda bekleyen gemilere gönderiliyor, buradan da Avrupa’ya doğru yola çıkarılıyormuş.

Derileri alınan hayvanların etleri ise oracıkta terkedilip bırakılıyormuş. Çünkü o zamanlar ne soğuk hava depoları, ne de o kadar eti tüketecek insan varmış.

Arjantin bugün de dünyanın en büyük sığır üreten ülkelerinden biri. Dolayısıyla burada, yemek konusunda birincil tüketim maddesi et.

Buenos Aires’e vardığımız andan başlayarak her yerde restoranların yiyeceklerini sergilemedeki çekici becerilerinden biz de etkilendik.

İlk akşam yemeği için otelimizin hemen karşısındaki restoranı seçtik.

Otelimiz 1900’ların ilk yıllarında yapılmış. Cephe işlemeleri, caddedeki diğer binalar gibi gününün mimari güzelliğini taşıyor. Oda tavanları, kapı ve pencereler çok yüksek. Dolayısıyla içerisi pırıl pırıl aydınlık. Banyosu gerçek bir antika. Her şey yüzyıl öncesinden kalma.

Restoranın kapısında kocaman bir inek var. Deriyi yüzüp, içini doldurmuşlar. Müşterileri karşılayan adam Goşo kıyafeti giymiş.

Hemen girişte açık bir ocak bulunuyor. Burada ağaç kütükleri yanıyor. Ateşin etrafına büyük et parçaları dizilmiş. Ateşin sıcaklığında ağır ağır pişiyor.

Restoranda bizden başka kimse yok. Garsona soruyorum: Daha çok erken!, diyor.

Erken mi! Oysa saat akşamın 8’i. Müşterileri görebilmek için yemeği uzattık. Nihayet saat 10 sularında ilk müşteriler gelmeye başladı.

Gelen müşterilerin tamamı, resmi bir davete gider gibi son derece ciddi giyinmişlerdi. Sonraki günlerde bunun bir kural gibi uygulandığını gördük.

Arjantin’de akşam yemekleri geç başlıyor ve bir ritüel gibi, çok geç saatlere kadar devam ediyor. Böyle olunca, Arjantin’in, insanları bu kadar uzun saatler masada tutabilen zengin bir mutfağı olduğu düşünülebilir.

Ama hiç de öyle değil; Arjantinliler, eti tıpkı ataları Goşoların Pampalarda yaşarken yaptığı gibi ateşin karşısına koyuyor, pişince de bir parça kesip servis ediyorlar.

Ama şu bir gerçek: Pampalarda, tabiatın zengin ve bereketli kucağında beslenen sığırların etleri son derece lezzetli.

Herhalde, Arjantin’in, dünyanın en çok et tüketen ülkesi olması bu nedenden ileri geliyordur.

Bugün Pazar,  Plaza Dorrega’da antika pazarı kuruluyor. Oraya gideceğiz. O geniş 9 Temmuz Bulvarı’nda yürüyoruz. Çok az insan ve araç var. Sabah uykusu devam ediyor olmalı.

Bulvardaki ağaçların hemen hepsinde çiçekler açmış: Sarı, kırmızı, mavi renkli çiçekler. Yeşil yaprakların arasından, demetler halinde fışkırıyorlar. 

Kuşlar cıvıl cıvıl, uçuşuyor, çığlık çığlığa ötüşüyorlar. Sanki bir bulvarda değil, bir parktayız.

“Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan”

Böylesine bir bahar sabahı, insanın içini şiirlerle dolduruyor. Koşmak, bağırmak geliyor içimden. Kim bu deli!, derler mi acaba?

Plaza Dorrega, Buenos Aires’in ilk yerleşim alanlarından San Telmo’da bulunuyor. Meydan çevresindeki tarihi yapılarla birlikte meydan da koruma altına alınmış.

Binaların zemin katlarında antikacılar ve restoranlar var. Antikacılarda geçmişi günümüze taşıyan gerçekten güzel eşyalar görülüyor.

Ortada ve meydana açılan sokaklarda kurulan çadırlarda binbir çeşit, el emeği ve antika eşyalar satılıyor. Ayrıca her boş buldukları alanda becerilerini sergileyen sokak sanatçıları var.

Buenos Aires’in her köşe bucağında olduğu gibi, burada da tango yapan dansçılar baş roldeler ve en çok izleyiciyi de onlar topluyorlar.

Tango bildiğiniz gibi, kendisine özgü müziği ve figürleri olan bir dans türü. Arjantin’in, sanayileşmeyle artan işçi gereksinimini karşılamak için, dünyanın her yerinden gelen göçmenlerin beraberlerinde taşıyıp getirdikleri kültürlerinin harmanından, Buenos Aires’te doğmuş tango.

Hemen her yerde, sokaklarda, parklarda, kahvelerde, kulüplerde  Tango Show’lar gösterimde. Bazı parklarda belediyece görevlendirilmiş öğretmenler meraklılara tango öğretiyorlar.

Hazır  durumda öğrenci bekleyen tango öğretmenlerinin iki yana açılmış kollarını görünce hemen meydana atılan genç kızların, müziğin ritmine ve öğretmelerin hareketlerine uyum sağlayıvermelerini hayranlıkla izliyoruz. 

Tango deyince hep akla Şecaattin Tanyeri gelmiyor mu! Ve söylediği unutulmaz tangolar:

Papatyam gibisin beyaz ve ince

 Eziliyor ruhum seni görünce

 Aşkın dudaklarımı yakıyor neden

 Nedir bu çektiğim senin elinden

Yorulunca bir parkta dinleniyoruz. Koca şehrin ortasında ne kadar da huzur verici bir ortam. Parkın  havuzundaki  süs balıkları dikkatleri çekiyor. Hem çok iriler (30 – 40 santim boyunda), hem de biz havuz kenarında yürüdükçe bizi takip ediyorlar. Durduğumuz anda da ağızlarını açarak başlarını sudan dışarıya çıkarıyorlar.

Sanki kazara suya düşsek anında bizi yemeye başlayacaklar. Buradan Arjantin’de balıkları beslemedikleri, aç bıraktıkları gibi bir sonuç mu çıkarmalı acaba!

Arjantin’e gelen göçmenlerin bir kısmı, ilk iş olarak, Buenos Aires limanında yükleme boşaltma işinde çalışmaya başlamış ve limana yakın bir derenin ağzına yerleşmişler. 

Akşamları, paydostan sonra, gemilerdeki nakliye paketlerinden çıkan tahtaları yanlarında götürmüş, bunları çakarak kendilerine gecekondu evler yapmışlar. 

Tahta aralıklarından soğuk ve yağmur girmesin diye, depolardaki, eski oluklu saç levhalarla da evlerini kaplamışlar.

Yine gemileri boyarken artan yağlı boyalarla bu tenekeleri boyamışlar. Ne renk boya artıysa onu kullandıklarından evler sarılı, yeşilli, mavili  renklere bürünmüş. 

Böylece rengarenk bir tenekeli mahalle oluşmuş. Dere ağzında kurulduğu için mahallenin adına, ağız anlamına gelen Boca adı verilmiş.

Ünlü “Boca Juniors” futbol takımı bu mahallede doğmuş. Arjantin’in en popüler takımı olan Boca Juniors, aynı zamanda  ünlü futbolcu Maradona’nın da takımı. Takımın stadı da aynı mahallede bulunuyor.

Son zamanlarda bu gecekondu semtinin evlerine sanatçılar yerleşmiş. Bu durum mahalleye yepyeni bir hava getirmiş.

Sokaklarda ressamlar ve diğer sanatçılar ürünlerini sergiliyorlar. Evlerin pencere ve balkonlarında yine bu sanatçılar tarafından yapılmış olan insan figürleri canlıymış gibi el sallıyor veya çamaşır seriyorlar. Duvarlar değişik konuları anlatan renkli resimlerle kaplanmış. 

Turistlere servis veren restoran ve kahveler  bir hayli kalabalık. Bir kahveye oturup “Yerba Mate” ısmarlıyoruz.

Yerba Mate, çay gibi içilen, kendisi de çaya benzeyen yeşil renkli bir bitki. Mate adı verilen bir kaba doldurulan sıcak suyun içine konulan Yerba Mate, demlenince Bombilla denen bir pipetle içiliyor.

Bombillanın ucunda, üzerinde delikler bulunan bir baloncuk var. Bu delikli baloncuk, süzgeç görevi yapıyor ve bombilla emildiğinde Yerba Mate yapraklarının ağıza gitmesini engelliyor.

“Devrimde Devrim” yapan Che Guevara, Yerba Mate’siz yapamazmış. Arjantin’de hemen her yerde halkın Mate içtiğini gördük. 

Biz de buralara gelip de denememek olmaz diye düşündük. Ama pek hoşuma gittiğini söyleyemem. Bu ilk tadımdan hoşlanmayınca, göze bir hayli hoş görünen Mate takımını ve Yerba Mate almaktan vazgeçiyorum.

 

HALİT ANGINER/CANADATÜRK

 

Yorum beslemesine abone olun Yorumlar (0 gönderilen)

toplam: | gösteriliyor:

Yorum gönder

Lütfen resimde gördüğünüz kodu girin:

Captcha
  • Arkadaşına gönder Arkadaşına gönder
  • Sayfayı yazdır Sayfayı yazdır
  • Düz metin Düz metin

Tagged as:

Bu yazı için etiket yok

Image gallery

Bu yazıyı oyla

5.00