Ağlama bana Arjantin
Başkanlık Sarayının karşısında, parkta bir banka oturmuş, balkonda konuşan Eva’yı hayal ediyorum.
HALİT ANGINER/CANADATÜRK
hanginer@hotmail.com
Bir çoğu sanat eseri sayılabilecek mezarların arasında dolaşıyoruz. Mezarlığın labirenti andıran sokakları, mermerden yapılmış mezarlar ve onları süsleyen büstler ve heykellerle dolu.
Heykellerin bazıları bayağı büyük. Ancak mezarlığın dar sokaklarında yeteri kadar mesafe olmayışından algılamak bir hayli güç. Sonunda aradığımızı buluyoruz: Bir mezar duvarında Eva Peron adını görüyoruz.
Recoleta, Buenos Aires’in dünyaca ünlü mezarlığı. Buraya gömülmek bir ayrıcalık. Ancak köklü ailelerden gelenler, çok zenginler buraya gömülme şansı bulabiliyorlar.
Peki yoksulluklar içinde büyümüş, evlilik dışı doğmuş, ancak ufak tefek filmlerin şöhret olamamış basit oyuncusu, ününü Juan Peron’la evlenip işçi sınıfı davasına öncülük ederek kazanan Eva Peron, nasıl olmuş da buraya gömülmüş. Üstelik 3 defa Cumhurbaşkanı seçilmiş kocası Juan Peron bile şehrin kenarındaki bir mezarlıkta yatarken....
Bu biraz Marcel Ayme’nin ünlü hikayesinde anlattığına benzer şekilde gelişen ve oluşan bir sonuçtur.
Eva Peron, Juan Peron’a rastlayıncaya kadar hayatın acımasız aşamalarında mücadele vererek ayakta kalabilmiş. Peron’la evlenince kendini politika dünyasının içinde buluvermiş.
Kendisini dışlayan ve J. Peron’u hapse attıran seçkinlere karşı, arasında yetiştiği işçilerin desteğini sağlayarak hem kocasını hapisten kurtarmış hem de onun başkan seçilmesini sağlamış. Kocasına ve kendisine verilen desteği hiç unutmamış ve kısa süren hayatının kalanını işçilerin, fakirlerin, çulsuzların hayat şartlarının düzeltilmesi için harcamış.
Eva Peron yaşamının 33’üncü yılında dünyaya veda etmiş. Onun yaşarken ezilenler için yaptıklarından hiç hoşlanmayan seçkinler, bir darbeyle iktidarı Juan Peron’dan alınca, Eva’yı mezarında bile rahat bırakmamışlar.
Cenazesi mezardan çıkarılarak bilinmeyen bir yere sürgüne gönderilmiş. Böylece onu seven yoksullar, ezilenler onu unutsunlar istenmiş. Cenaze 20 yıl sonra İtalya’da bulunmuş ve tekrar yurduna getirilmiş.
Peki nasıl olmuşta Eva Peron Recoleta Mezarlığına gömülebilmiş?
Şöyle bir formül bulunmuş: Eva’nın gayri meşru babası çok zengin bir aileye mensupmuş. Recoleta’da aile mezarlığında babasının yanına gömmüşler Eva’yı.
Aslında bir yoksul mezarlığına gömülse daha iyi mi olurdu?
Ölümünden önce Eva Peron’un, Evita müzikalinde anlatıldığı gibi, Başkanlık Sarayının balkonundan halka: “Ağlama bana Arjantin” diye başlayan bir konuşma yaptığı söylenir.
Başkanlık Sarayının karşısında, parkta bir banka oturmuş, balkonda konuşan Eva’yı hayal ediyorum. Askerler geleneksel renkli tören kıyafetleri ile nöbet değişimi yapıyorlar.
Bu güzel gösteriyi merakla karşılıyoruz. İzleyiciler daha iyi bir fotoğraf çekebilmek için sürekli yer değiştiriyorlar. Alana yayılan tören adımlarının sesleri kulaklarımızdan silinmeden, meydanın bir başka köşesine, sessiz sessiz çoğalan kalabalığa dönüyoruz.
Pembe renkli Başkanlık Sarayı önünde her Perşembe günü üzerinde yazılar bulunan beyaz başörtüleriyle yaşlı kadınlar yürüyüş yapıyorlar. Sarayın önündeki meydanın adından dolayı bu kadınlara “Mayıs Meydanı Anneleri “ adı verilmiş. Ellerinde ki pankartlarda ve örtülerinde kaybolan çocuklarının adları yazılı.
Juan Peron ordu tarafından devrilmesinin ardından 18 yıllık bir sürgünden sonra sonra bir kez daha Arjantin Başkanı seçildi. Ölümünden sonra ise ordu, iç ve dış güçlerin isteği ve desteği ile Peronistleri iktidardan uzaklaştırdı. Şili’deki darbe ile başlayan, Güney Amerika’nın sol karşıtı askerlerce yönetilmesi yöntemi, Arjantin’le devam etti. Diğerlerinden daha acımasız ve kanlı oldu.30 000 kişi göz altında kayboldu. Çocukları kaybolan annelerden 14 tanesi 1977 yılında bu meydanda, Başkanlık Sarayının önünde, “Çocuklarımızı istiyoruz” diye gösteri yaptılar ve her Perşembe günü bunu tekrarlamaya başladılar.
Başlarına bağladıkları beyaz örtüler çocuklarının kundak bezlerini simgeliyor
mezarım belirsiz
otuz üç yıl otuz üç mevsim anne
kurudu kanım tank paletleri altında
törenleriyle, sirenleriyle çiğnediler cesedimi
gözlerimi kara çaputlarla bağladılar
çaldılar benden günü, geceyi
mezarım belirsiz
Bu 7 anneden 3 tanesi cunta tarafından göz altına alındı ve bir zaman sonra cesetleri kuytu bir sahilde bulundu. Muhtemelen, o zamanlar çok uygulanan yok etme yöntemi olan, uçaktan denize atılarak öldürülmüş oldukları düşünüldü.
Olay anneleri yıldırmadı. Sayıları gün gün çoğaldı. Birgün çocuklarını çalanların alaşağı olduğunu gördüler. Ama görevlerinin henüz bitmediğini düşünüyorlar. Ve 33 yıldır, aynı meydanda, gelecekte bir daha olmaması için, geçmişi unutturmuyor, yürümeye devam ediyorlar. Artık kendi çocukları geri gelmeyecek. Ama aynı şeyler yeni nesillerin başına gelmesin!
otuz üç yıl yaşlanmışsın anne
mayıs meydanı’nda ilk çiçeklerini açıyor bahar
ve başörtün
ülkemin beyaz kelebekleri gibi
dalga dalga uçuyor saçlarında
mayıs meydanı’nda yuva yapıyor kırlangıçlar
sen bir acının, sevince ulaşacak sesisin anne
yolumu bekleyen gözlerin
bir daha göremeyecek karda savrulan atkımı
ellerin saramayacak saçlarımı
****
Buenos Aires dümdüz bir şehir. Zaman kısıtlaması yoksa, görülmesi gereken yerlerin hemen hepsini yürüyerek gezmek mümkün. Onun için her gün otelimizden sabah erken ayrılıyor, akşama kadar o günkü programımızı yürüyerek tamamlıyoruz.
Çok uzak olan semtlere metro ile ulaşıyoruz. Arjantin halkı, bizim halkımız gibi; ne sorsanız içtenlikle yardımcı oluyorlar.
Yüzyıl kadar önce dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Arjantin bu zenginliği, anıtsal mimari yapılar, devlet binaları ve kiliseler, heykellerle süslü meydanlar, büyük parklar, geniş bulvarlar, güzel evler yaparak kentlerin tarihine kaydetmiş.
Buenos Aires bir sahil şehri. Amazon ormanlarından kalkıp buraya kadar ulaşan Rio de Plata Nehri kesilmeksizin yağan tropik yağmurların getirdiği kızıl renkli çamuru, Buenos Aires’e kadar taşıyıp tam şehrin önünde denize döküyor. O nedenle burada deniz, “ Gözlerin gibi mavi ” değil. Kilometrelerce sahil bir çamur deryası.
Buenos Aires’te şairler şiir yazmak için sahile, İmbat’a çıkmıyorlar. Çünkü çamurda çırpınan yelkenliler romantizm taşımıyor.
Bunun dışında Buenos Aires harika bir şehir. 18 geliş gidişli, bir kenarından karşıya geçmesi bayağı zaman alan, kocaman Julio 9 Bulvarı’nda bile insan yorulmuyor. Bulvarın renk renk çiçek açmış ağaçları: “Kuşlar gibi gülüyor.”
Recoleta mezarlığının bulunduğu Recoleta semti, Buenos Aires’in zengin semtlerinden. 140 yıl önce Recoleta tarım arazisiymiş. Buenos Aires’de salgın hastalık çıkıp yayılınca, zengin aileler şehirden ayrılarak buraya yerleşmişler.
Yeni ve pırıl pırıl Recoleta’nın caddelerini lüks butikler ve kahveler süslüyor. Her yer yeşillikler ve çiçeklerle kaplı. Eva Peron’un ölümüne kadar yaşadığı ve bugün kütüphane olan evi de burada. Evin önündeki parkta Eva’nın zarif bir heykeli var.
Bundan 250 yıldan fazla bir zaman önce, çiftlik sahibi kauçuk ağaçları ekmiş. Bu ağaçlar geçen yüzyıllar sonunda dev anıtlara dönmüşler. Kökleri toprağın üzerinde metrelerce uzanıyor. Aynı şekilde dalları yere paralel uzanıyor. Bazıları öyle uzun ki, artık kendini taşıyamadığından altlarından desteklenmiş. Bu ağaçlar koruma altına alınmış.
Ağaçların çevresinde ve gölgesinde köpek gezdiren kız ve erkek hizmetliler, ikili üçlü bir araya gelmiş muhabbet ediyorlar. Her birinin elinde 8 - 10 köpek tasması var. Bu kadar köpek bir araya gelince doğan curcuna izlenmeye değer. Bu nedenle olsa gerek, Buenos Aires’in sabah gezintisine çıkan köpeklerinin fotoğrafları dünya gezi dergilerinde yer alıyor.
Şimdi sıra tango gösterisi ve bir yorgunluk kahvesi için Cafe Tortoni’ye gitmekte...



Yorum gönder